buluşma noktanız  .

     
 

24 Mayıs 2018 Perşembe

 

  Üye Girişi  
  e.posta adresiniz
 
  Parola       
 
  Unuttum?   
Üye olmak istiyorum
 
 

 
  Fıkra - Menkıbeler

 Tadım Gavuru Müslüman Oluyor
  Tadım Gavuru Müslüman Oluyor
Tadım’lı bir ermeni, dindaşlarından zulüm görmüş olacak ki, Göl Köyünde oturan sevdiği bir ağaya gelir:
-Ahmet Ağa! Ben batıldan döndüm, Hak dinine gireceğim. İslamın şartını öğrenmek için sana geldim. Adımı da doğrult, itikadımı da...
-Hoş geldin, sefa geldin Agop. Adın Yakup olsun, evvela. İmamı da çağıralım, İslamın şartlarını o sana öğretsin.
Köyün imamını çağırır, meseleyi anlatırlar.
İmam, mal bulmuş mağribi gibi yola gelen Ermeni’ye başlar anlatmaya:
-Gece yarısından kalkarsın, temiz bir abdest alırsın, iki rekat hacet namazı kıldıktan sonra, Kıbleye doğru diz çöküp, üç defa tespih çeker, dua edersin. Uyku zorlayınca, yarım saat uyuduktan sonra, tekrar kalkar, abdest tazeler, sabah namazına hazırlanırsın. Sabah namazında, gerek sünneti kılarken, gerek farzı eda ederken, en uzun sureleri okursun, sevabı daha çoktur. Sonra tekrar...
İmamın uzun boylu akait talimine karşı, Ermeni’nin yüzü sarardığı gibi, ağanın da kaşları çatıldığı görülür ve İmamın sözünü keserek:
-İmam! Çok uzun etme,Agop,Tadım’dan Göl’e geldi,Yakup oldu, neredeyse beni Tadım’a gönderip Agop edeceksin.
Diye,imama çıkıştıktan sonra henüz,yeni Yakup olan Agop’a dönerek:
-Yakup! Sen imama bakma,İslamda zorluk yoktur,kolaylık vardır. İslamın şartı,esasında birdir.Kelime-i Şahadet getiren Müslüman olur. Diğerleri dinin destekleridir.Zekatla hac;zenginler için,geriye kaldı oruçla namaz.Oruç,senede bir defadır;gelir geçer.Namaza gelince farzları vaktinde kılmaya gayret et.İmkan bulamazsan kazası da vardır. Sünnetleri kılarsan,peygamberin gönlünü kazanmış olursun.Artık o senin bileceğin iş.Bundan gayrısı nafiledir.Boş vaktinde,efkar etmemek için,ibadet iyidir derler.İster kıl ister kılma;senden soran olmaz.

Ağanın sözlerini dinleyerek ferahlayan Yakup,Ağaya dönerek:

-Kurban sana;beni dardan kurtardın,Allah’ta seni dardan kurtarsın diye yakardıktan sonra,Agop,dinine sikke batmaz bir Müslüman olmuştur.

Zorla güzellik olur mu hiç.


 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 27.06.2016
 
 BAKIŞ FARKI
  Birgün bir antropolog,bir fizikçi,bir matematikçi,bir kimyacı bir de jeologdan oluşan grup bir bölgede araştırma yapmak için açık araziye çıkmışlar.Sonra bir anda yağmur başlamış ve bunlar ıslanıp hasta olmamak için yakınlarda bulunan bir dağ evine giderler.Evin sahibi onları odada oturtur ve sıcak bir şeyler getirmek için evin mutfağına gider. Odada oturan grubun ilgisi bir anda sobaya çevrilir. Çünkü adamın sobası yerden yarım metre yüksekte ve altında da taşlar diziliymiş. Hepsi bunu tartışmaya başlamışlar.
Fizikçi:“Köylünün sobayı yarım metre yükseğe kurmasının nedeni Konveksiyon sayesinde odanın daha çabuk ısınmasını sağlamaktır.”der..
Kimyacı:“Köylü,Aktivasyon enerjisini varsayarak sobayı daha çabuk yakmak için yarım metre yükseğe kurmuş.”der.
Jeolog: “Köylü, bu bölgenin fay hattına yakınlığını bildiğinden bir deprem esnasında sobanın yere değil de taşların üzerine devrilmesini ve dolayısıyla yangını önlemeyi amaçladığını söyler.”
Matematikçi:“Köylü odayı daha verimli ısıtmak için sobayı geometrik açıdan odanın tam ortasına kurmayı amaçlamış.”der..
Antropolog: “Bu köylü eski dönemlerdeki ateşe tapmak dinine bağlı olduğundan ateşe saygı mahiyetinde bu sobayı yarım metre yukarda tutmuş.” der.
Bu esnada Köylü içeri girer.. Hepsi birden Sobayı neden yarım metre yukarıda kurduğunu sorarlar.Köylü gayet saf bir şekilde şöyle cevap verir:
- Boru Yetmedi
Sözün özü:
“Her insan ilmince amel eder
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 28.05.2013
 
 TEMELIN KULAGI
  Bizim marangoz Temel,ahşap bir binanın restorasyonunda çalışmaktadır. Elinde testere ile ikinci katın iskelesinde çalışırken görünmez bir kaza meydana gelir ve testereyi kaydırarak bir anda yanlışlıkla kulağını keser.Kulak da aşağıya düşer.Kulağını görmek ümidiyle aşağıya bakar ve orada çalışan işçilere seslenir:
-Hey beyler aşağılarda bir kulak gördünüz mü?
Şaşkın işçiler şöyle bir etraflarına bakarlar ve kanlar içinde bir kulak bulup bizim Temel’e gösterirler:
-Bu mu?
Temel aşağı doğru eğilip gözlerini kısar:
-Yok yav,benimkinin arkasında kalem olacaktı.

 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 07.05.2012
 
 Denizlinin Horozu
  Denizli'de kamp kuran bir grup üniversite öğrencisi, kamp yakınına tüneyen bir horozun sabahın erken saatlerinde yüksek sesle ötmesinden çok rahatsız olmuş.Sabahın köründe ortaya çıkan horoz, önce dikleniyor, sonra dakikalarca ötüyormuş.Ekipte ne uyku ne de huzur bırakmıyormuş.Sonunda sabırlar tükenmiş...
Susturmak için başlamışlar horozu kovalamaya.Horoz önde, gençler peşinde.Mahalle arasına dalmışlar.Kovalamacayı gören, fakat bir anlam veremeyen yaşlı dede, seslenmiş:
- Hey,evlâdım! Bu zavallı horozu niye ürkütüyorsunuz?
- Dede,sabahın köründe ötmeye başlıyor, kampı ayağa kaldırıyor. O yüzden başını keseceğiz!..
- Yazıktır evladım yapmayın! Bırakın,ben onun sesini keserim, bir daha da rahatsız etmez sizi...
Gençler bunun üzerine kovalamayı bırakmışlar. Ertesi sabah, hafif 'gak - guk' sesleri dışında horozdan kayda değer hiçbir ses çıkmadığını görünce, şaşırıp dedeye koşmuşlar:
- Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sesini kestin?
Ihtiyar gülmüş:
- Kıçına zeytinyağı sürdüm. Horoz kabararak ötmeye yeltendiğinde, gerisi tutmuyor ki kuvvet alsın.Ancak 'gak - guk' edebiliyor.

Kısacası Kedicik;
Arkan sağlamsa, istediğin kadar kabarır, diklenir, sözünü dinletirsin.
Arkan bir gevşemeye görsün, ancak 'gak-guk' edersin...
Bizdekilerin arkası gevşek, ARKASIIII..
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 27.06.2011
 
 Ya deve olur,ya ben ya da Timur!
  Bir gun Timur, Hoca yla hosbes ederken, Buradan attim kilici, varip Halep de oynadi bir ucu!kabilinden, sozu uzattikca uzatarak, buyuttukce buyuterek, pireyi deve yapar.. Hoca canindan bezer. O da tutar, Allahin devesini, dev yapili bir mahluk haline kor:
-Dogrusu elimden nice develer gelip gecti ama, boylesini gormedim. Uc desem, kanatlaniyor yuru desem, ayaklaniyor. Ne care ki, benim comez misali okumasi var, yazmasi yok! kabilinden satar, savurur.
Timur buna, parmagini isirir:
-Aman Su mahluku bir goreyim! der.
Hoca hic istifini bozmadan:
-Devletlim, der bugunlerde, namaz baslarini ogretiyorum. Allah izin verirse, seneye yine geldigimde, onunuze diz coksun!der
Timur seneyi iple ceker.
O gun gelince, Hoca:
-Sormayin efendim, Kurani okumaya baslayinca, oyle bir aska geldi ki, simdi de, Hafiz olacagim!diye tutturdu. Allah ecelden aman verirse, bir daha ki seneye getireyim de hifzini dinleteyim! deyip Timurun otagindan ayrilir.
Timur, gene seneyi iple cekmeye baslar, Hoca nin esi dostu
-Bre Hoca, sen kaninla mi oynuyorsun? Kacin kurdu Timur boyle mavallari yutar mi? diye cekip cekistirince, Hoca
-Yahu, ne telas ediyorsunuz, seneye kadar cok zaman var. O zamana kadar Ya deve olur, ya ben ya da Timur!

 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 28.05.2011
 
 TAYIP,EGEMEN E SORAR
  Tayyip , Egemen e sorar :
Egemen , biliyorsun Turgut ÖZAL ın büyük hizmetleri var Ülkeye , sence o mu daha büyük ben mi ?Efendim,tabiki siz büyüksünüz ,zira rahmetli Demirel den çok korkardı ,siz takmazsınız bile.
Demirel dedin de Egemen,Demirel in de büyük hizmetleri var , sence ben mi büyüğüm Demirel mi ?
Efendim , tabiki siz büyüksünüz,Demirel askerden çok korkardı ,siz askerin anasını ağlattınız..
Egemen in coştuğunu gören Tayyip hızını alamamış :
Peki Egemen ,Hz.Ömer mi büyük ben mi ?
Efendim,tabiki siz büyüksünüz ,Hz. Ömer Allah tan korkardı,siz Allah tan da korkmazsınız..
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 08.02.2011
 
 OTOYOLDAKİ YAŞLI TEYZE...
  ABD’de 22 no’lu karayolunda, devriye görevi yapan bir otoyol polisi
arabasından yolu izlerken bir araba görmüş. Bu aracı radarla incelemiş ve en
az 50 km hızla gidilmesi gereken bu yolda aracın tam 22 km hızla gittiğini
farketmiş. Bu araba yolu tıkıyormuş. Aracı durdurup sürücüyü uyarmaya karar
vermiş. Aracın peşinden gidip aracı durdurmuş. Bir de ne görsün? Aracı
kullanan çok yaşlı bir teyze. Aracın arkasındaki koltuklarda da çok korkmuş
3 tane yaşlı teyze daha var. Polisi görünce yaşlı sürücü endişeyle:
-Polis bey,çok mu hızlı gidiyordum?
Polis:
-Hanımefendi, hızlı değil, tersine çok yavaş gidiyorsunuz ve bu tüm otoyol
trafiğini etkiliyor! Radardan gördüğüm kadarı ile 22 km hızla gidiyorsunuz.
Yaşlı teyze:
-Ama otoyolun girişinde 22 yazıyordu ve ben de bu kurala uymak istedim!
Polis:
-Teyzeciğim; o 22 otoyolun numarası. Bu yolda en az 50 km hızla
gitmelisiniz.
Yaşlı teyze:
-Tamam,bundan sonra hızlanacağım.
Polis tam kendi arabasına giderken,gözü yine arkada oturan, hiç konuşmayan
ve çok korkmuş 3 yaşlı teyzeye kaymış ve sürücüye sormaya karar vermiş:
-Teyzeciğim bir şey sorabilir miyim? Bu arkada oturanların nesi var? Çok
korkmuş gözüküyorlar, sanki dillerini yutmuşlar gibi!
Yaşlı teyze:
-Valla ben de anlamadım, 250 no’lu karayolundan çıktıktan beri böyleler...
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 01.01.2011
 
 FİLİN AYAĞI
  FİLİN AYAĞI

Filin biri, şiddetli bir kar yağışında koyun ağılının kapısına gelmiş... ve:
Kardeşler, demiş; çok üşüdüm, alın beni ağıla, desem, gövdemden korkarsınız. Kabul etmezsiniz. Ne olur Allah rızası için şu bir tek ayağımı kapı aralığından içeriye sokup da biraz ısıtayım. Donacağım. Bu bir tek ayak sizin yavrularınız kadar bir şeydir.”
Koyunlar müşâvere etmişler ve file acımışlar. Sonunda:
Koca gövdesiyle fili içeri almak olmaz. Lâkin bir tek ayağını ısıtmasında bir mahzuru yoktur.Kapıyı aralayın;ayağını ısıtsın!” demişler.
Fil bu müsâadeye memnun olup aralanan kapıdan önce bir ayağını uzatmış.Bir müddet ısındıktan sonra öteki ayağını uzatmış.Derken yavaş yavaş bütün gövdesini içeriye sokmuş.Koyunlar,yerlerinin daralması sebebiyle homurdanmaya ve şikâyete başlamış. Fil:
Bana bakın,ne dırlanıp duruyorsunuz? Rahatsız olan varsa buyursun dışarı çıksın!”

Not: Ümmetin birlik ve beraberliğini emreden İslâm’a rağmen vatanımızı bölmeye çalışan kürtçülere ithaf olunur.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 23.06.2010
 
 ŞEYTAN HATASINI NASIL BİLMEZ
  KISSADAN HİSSE
Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş.
Keyfi yerinde olan şeytan, sırtını bir ağaca dayamış ve
buzağısı kazığa bağlı olan ineği sağan genç bir kadını uzaktan izlemeye başlamış.
Şeytan, kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş.
Buzağı bu, az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış.
Buzağı yerinde debelendikçe boynundaki ip biraz daha gevşemiş ve sonunda yular hepten çözülmüş.
Koşarak annesini emmeye giden buzağı, süt kovasına çarpmış ve bütün sütler yere dökülmüş.
Sağdığı süt ziyan olunca siniri tepesine çıkan genç kadın,
eline geçirdiği odunu buzağının kafasına vurmasıyla yavru kan içinde yere yıkılmış.
Yavrusuna saldırılmasına kayıtsız kalmayan inek bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.
Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi,
ineğin gelinini öldürdüğünü görüp, elindeki tüfekle ateş ederek ineği öldürmüş.
Silah sesini duyan koca koşup gelmiş. Karısını yerde cansız yatar, babasını da elinde tüfekle görünce,
belinden silahını çekip, tek atışta babasını öldürmüş.
Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam bu kadar acıya dayanamayacağını düşünüp,
bir kurşun da kendi kafasına sıkarak canına kıymış.

Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan,
Bu felaketi de bana yüklerler.
Buzağının ipini gevşetmekten başka ben ne yaptım şimdi demiş.

Son zamanlarda kurumlar arasındaki sinsi savaşı önlemek bir yana,
daha da ateşlenmesi için körüklemeye devam eden Çankayadaki A.KE.PE li Abdullah ve
Başbakanlıktaki A.KE.PE li Recep olayların birinci sorumlusu olarak buzağının ipini gevşetmişlerdir.

Süt kovası desen, çoktan devrildi. Peşinden oluşacak her türlü kötülüğü siyaset cambazlığıyla
başka yerlere yamamak isteyenler pişkince soracaklardır:

Biz ne yaptık şimdi?
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 25.05.2010
 
 GUNUN FIKRASI
  Temel tıp fakültesini bitirip, beyin cerrahisi ihtisasına başlamış.İlk yurtdışı kongresinde, heyecan...la farklı ülkelerden bir araya gelen doktorların arasına karışmış. Bir köşede, kalabalık bir grubun
aralarında tartışmakta olduğunu görüp konuşmalarına kulak kabartmış.
Aksanından İngiliz olduğu anlaşılan doktor şöyle diyormuş:
Beyin cerrahisi bizde öyle ilerledi ki, beyin nakline başladık. Biz
bir adamın beynini alırız, başkasına naklederiz ve onu altı haftada iş
arayacak hale getiririz.Bunu duyan bir Alman cerrah, küstahça atılmış:
Bu hiç birşey değil; biz bir adamın beyniniçıkarıp, başkasına
naklederiz ve onu dört haftada orduya katılıp, savaşacak halegetiririz.
O ana kadar sessiz, sakin tartışmayı dinleyen Temel, yüksek sesle söylenmiş:
Beyin nakli mi, ne kadar gereksiz!
Bir anda bütün gözler kendisine dönerken eklemiş:
Biz Kasımpaşa'dan bir beyinsizi aldik ve Başbakan yaptık. Şimdi
ülkenin yarısı iş arıyor, yarısı da savaşa hazırlanıyor...
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 12.04.2010
 
 Okumadan Geçme
  85 yaşından da bir adam doğum hanenin kapısında beklemektedir.
Doğumhaneden çıkan doktor şöyle bir ba......kındıktan sonra yaşlı adama sorar:
Doktor- "içerde doğum yapan bayan yakınınız mı?"
Adam- "Evet,eşim.”
Doktor- "Ama bayan 25 yaşlarında..."
Adam- "Tamam işte, eşim o. Niye şaşırdınız, baba olamaz mıyım yani?"
Doktor- "Yoo, aklıma benim dedem geldi de."
Adam- "Nesi varmış dedenizin?"
Doktor- "Kendisi av meraklısı idi. sürekli ava çıkardı. Ancak yaşlanınca zorlanmaya başladı. Bir gün ava çıkacakken kendisini uyardık, aman yapma dedecim, sen yaşlandın, ava gidemezsin diye. Kendisi Israr etti ve hazırlandı. E, tabi yaşlılık, çıkarken tüfek yerine baston aldı eline. Ben de kendisiyle gittim. Ormanda bayağı yol yürüdükten sonra bir geyik gördük. Dedim ya, dedem yaşlı. Bastonu omzuna koydu, doğrulttu ve geyiğe bastonla ateş etti. Geyik o anda vurulup yere düştü..."
Adam- "Olur mu, başkası vurmuştur onu."
Doktor- "Ben de onu demeye çalışıyorum işte .. başkası vurmuştur
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 29.03.2010
 
 GUZEL BIR FIKRA
  Bir gün bir resepsiyonda, etraftakiler yaşlı adamın pantolonunun fermuarının açık olduğunu fark ediyor..
Birisi usulca yanına yaklaşıp ikaz ediyor:
"Efendim, pantolonunuzun fermuarı açık kalmış !.."
Yaşlı adam, hiç oralı değil, ikazlara aldırmıyor bile!..
Biraz sonra başkaları da peş peşe ikaz edince yüksek sesle espriyi yapıştırıyor:
" Evladım!.. Bilmiyorsan öğren!?.. Ölü evinin kapısı daima açık olur!?.."
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 19.02.2010
 
 GUZEL BIR FIKRA
 
Bir köye ziyarette bulunan AKP millet vekiline yaşlı bir köylü sormuş.
- Evladım siz sigara kullanıyormusunuz.
- Yok efendim olur mu öyle şey biz sigaraya partice karşıyız hatta yasa çıkarıp sigara içilmesini yasakladık.
- Peki içki içiyormusunuz?
- Efendim hiç olur mu biz muhafazakar bir partiyiz haşa öyle şey olmaz.
- O zaman siz karıya kıza düşkünsünüz.
- Asla efendim namahreme biz partice göz dikmeyiz olmaz öyle şey.
- Evladım sizin pek masrafınız yokmuş. Peki neden bu kadar yolsuzluk yapıyorsunuz?
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 17.02.2010
 
 Bu bir fikra
  Irgat koşa koşa ağasının yanına gelir;
-Ağam akşam rüyamda seni gördüm
-Hayırdır len nasıl gördün?
-İkimizde aynı uçakta seyahat ediyorduk.
-Eeee
-Sonra uçak arıza yaptı ve düştü.
-Hayırdır inşallah,ne oldu sonra?
-Ben bok çukuruna, sen de bal çukuruna düştün.
-Olacak di mi o kadar fark. Ağalığım rüyada bile belli olmuş.
-Sonra birbirimizi yalaya yalaya temizledik.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 09.02.2010
 
 BEN BAŞKASININ YALANCISIYIM ARKADAŞ...!
  BEN BAŞKASININ YALANCISIYIM ARKADAŞ...!Durumun özeti...
Adamın biri çok uzun yıllar yurt dışında kaldıktan sonra ülkeye
dönmüş. Havaalanından evine gitmek için bir taksiye binmiş. Yolda giderken yanında sigarası olmadığını hatırlamış ve şoföre bir markette durmasını , sigara alacağını söylemiş. Şoför gitmiş bir caminin önünde durmuş ve '' buyrun beyim, sigaranızı alın '' demiş.Adam şaşırarak '' nasıl yani , burası cami '' demiş. Şoför '' beyim artık ticaret camilerde yapılıyor '' demiş. Şaşkınlığı artan adam '' burası ibadet yeri değil miydi, hocalar, imamlar nerede...peki ibadet nerede yapılıyor '' diye sormuş. Şoför '' beyim ibadet üniversitelerde '' diye cevap vermiş. Adam '' profesörler, doçentler nerede... eğitim ,eğitim nerede yapılıyor '' demiş. Şoför sakin sakin '' beyim eğitim
hapishanelerde '' diye cevap vermiş. Adamcağız panik halinde '' ya hapishanedeki hırsızlar, düzenbazlar nerede '' deyince , şoför cevap vermiş '' beyim onların hepsi şimdi mecliste ''
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 01.02.2010
 
 NISAN
  Oniki yaşındaki oğlan ondört yaşındaki amcaoğluna soruyor:
- Abi ablam nişanlanıyor biliyorsun…

- Yaz sonu nikah varmış, bizim evde de konuşuyorlardı.

- Ben sana bir şey sormak istiyorum…

- Söyle…

- Bu nişan dedikleri ne? Evde sordum, ‘Eh evlenecekler işte’ diyorlar ama nişanlanınca ne oluyor, onu anlayabilmiş değilim.

- Hıııım… Zor soru, bak ben sana bir örnekle anlatayım…

- Dinliyorum.

- Diyelim ki Şubat’ta yarıyıl karnesini aldın, hepsini pekiyi getirdin. Sana bir bisiklet alıyorlar ve ‘Haziran’da bütün dersleri pekiyi getir, sınıfı geç, bu bisiklet senin’ diyorlar. İşte Şubat ile Haziran arasındaki o süre var ya, bisiklet senin ama binemiyorsun; o süreye ‘nişanlılık dönemi’ deniyor.

- Haa şimdi anladım, bisikletin var, evde duruyor; sen ona bakıyorsun o sana bakıyor; ama binemiyorsun ta ki sınıfı geçene kadar. Peki dokunmaya izin var mı?
- Vallahi onu ben de tam bilemiyorum; binmek kesinkes yasak da, galiba ziliyle oynayabiliyorsun!..
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 31.01.2010
 
 GUNUN FIKRASI
  Tanri eşşeği yarattı

ve ona dedi ki:

“sen bir eşşeksin. Sabahtan aksama kadar yorulmadan,

yakinmadan ça...lisacaksin ve agir yükleri sirtinda tasiyacaksin. Ot yiyeceksin az akilli

olacaksin ve 50 yil yasayacaksin”.

Eşşek cevap verdi:

“50
sene böyle bir hayat için çok çok fazla, lütfen bana 20 yildan
fazla verme!” ve
öyle oldu...

Sonra tanrı köpeği yarattı ve
ona dedi ki:

Sen bir köpeksin. Insanlarin mallarini koruyacaksin, onlarin
en yakin dostu
olacaksin. Geriye kalan artiklari yiyeceksin ve 25 yil yasayacaksin.”

Köpek
cevap verdi:

“Tanrim, 25 yil böyle yasamak çok fazla.
Bana 10 yil ver
yeter” ve öyle oldu...

Daha sonra Tanri maymunu
yaratti ve dedi
ki:

“Sen bir maymunsun. Agaçtan agaca salinacak ve bir
aptal gibi
davranacaksin. Insanlari eglendireceksin ve 20 yil
yasayacaksin”.

Maymun
cevap verdi :

“20 sene dünyanin
palyaçosu olarak yasamak çok fazla.
Bana 10 seneden fazla verme”. Ve
böyle oldu...

En sonunda Tanri
erkegi yaratti ve ona dedi
ki:

“Sen bir erkeksin. Dünyada yasayacak tek
rasyonel düsünen canli
olacaksin. Diger yaratilmislara zekani kullanarak hükmedeceksin.
Dünyayi
yöneteceksin ve 20 yil yasayacaksin.”

Erkek cevap verdi :

“Tanrim, erkek olmak için 20 yil yetmez. Lütfen bana esekten artan 30
yili,
köpekten artan 15 yili ve maymununun 10 yilini ver. ”

“Tanri
bunu
kabul etti ve erkek 20 yil erkek olarak yasadi sonra evlendi ve 30 sene esek olarak
sabahtan
aksama kadar çalisti ve agir yükler tasidi. Sonra çocuklari oldu ve 15 yil
köpek gibi
yasadi, evi korudu, aileden artanlari yedi. Sonra ilerleyen yasinda 10 yil
maymun olarak yasadi.
Aptal gibi davrandi ve torunlarini eglendirdi. Bu güne kadar böyle geldi...”
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 14.01.2010
 
 HAYATININ HABSI KAYDI
  Birgun temel gemi ile seyahate cikar ve seyahat gunleri icerisinde birgun bir profosor temelin yanina yaklasir ve temele alayci bir sekilde hemserim nasilsin der. Temelde nasil olsun iyiyim der. Prof sen ne mezunusun der. Temel ise okur yazarim der. Prof;baslar bu sefer sen fen bilimlerinden anlarmisin Temel yok der. Prof;busefer sen fizik matematik yani bir bilim adaminin bilecegi butun alanlari temele sorar. Temelde bilmem der prof da alaci bir sekilde hemserim senin hayatini yarisi kaymis der ve oradan gider gun gelir gemi su alir ve batmaya baslar insanlar bir panik icerisinde kacisirlarken temel profla karsilasir ve profa derki ha usagim sen yuzme bileymusun profta bilmem deyince temel de o zaman derki ha usagum ozaman senin hayatinin hepsi kaymis der.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 10.10.2009
 
 AKILLI ESEK
  Milletvekilinin biri bir köyü gezerken, bağlı olduğu değirmeni döndüren bir eşek görmüş. Yanındaki köylüye sormuş: -Bu eşeğin boynundaki zil ne işe yarıyor ? -Efendim, demiş köylü. O zil sustuğunda eşeğin durduğunu anlıyorum. Müdahale edince tekrar harekete başlıyor. -Akıllıca ,demiş vekil. Peki eşek olduğu yerde durupta başını sağa sola sallarsa nereden anlayacaksın durduğunu? -Anlayamam ama, ne gezer efendim sizin gibi akıllı eşek buralarda...

 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 10.10.2009
 
 GORUNUSE ALDANMAK
  Şehrin birinde her şeyiyle tanınmış bir âlim ya da âlim kisveli biri yaşarmış. Yanı sarıklı, cübbeli, zahit duruşlu anlayacağınız görüntü olarak herkesin emin olacağı bir şahsiyet. Bunu gören kuşun biri yanına sokulmuş görüntüsünün emniyetine kapılarak. Âlim zat kuşun kanadını kırı vermiş. Kuş acılar içinde kıvranmış ve alim görünüşlü zatı devrin mahkeme hakimi olan kadıya şikayet etmiş. Kadı tarafları dinleyerek kararını kısas uygulamakla yerine getirilmesine karar vermiş. Yani âlimin kolunu kırmaya karar vermiş. Kuş hemen orada atılmış ve söze karışmış demiş ki ; ''Ben kısas falan istemem. Benim istediğim bu âlim görüntülü zatın üzerindeki cübbeyi, sarığı yani alimlik emarelerini ondan almanızdır. Ben yandım başkaları yanmasın. Ben onun görüntüsüne kanarak yanına yaklaştım. Bana bir şey yapmaz diye kimseleri bir daha kandıramasın diye bu adamın üzerindeki âlimlik alametleri olan eşyaları çıkartın.'' demiş.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 08.09.2009
 
 EVLENMEDEN OLMAZ
  Ermiş bir kul, başını kaşıdı bir süre.
Gördüğü olay için daldı tefekküre,

“Ey Allah’ım Sahib-i Hikmet sensin ama,
Bir olay var ki asla sığmıyor aklıma;

Biz kulların şahidiz, her gün de görürüz;
Falanca kulun elli yıldır gece gündüz,

Eli duada, gözü yaşlı, boncuk boncuk.
Tek dileği var senden; erkek bir çocuk.

Duasını bir türlü etmiyorsun kabul,
Acep neden, ne hata işlemiştir bu kul?”

Gösterildi duanın kayıtlı defteri;
Gerçekten dua etmiş elli yıldan beri.

Mülahazat sütunu ve iri bir yazı;
“Kesin makbul değildir duanın bu tarzı.

Görevler yapılıp da dua etmek gerek,
Kul evlat istiyorsa önce evlenecek…”
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 31.08.2009
 
 ''Müslümana haram''dır Çeşmesi.
 
Bursa'da zamanında Müslüman bir zat bir çeşme yaptırmış. Eski adı yahudilik yol ağzı, bugün ki adı Arap Şükrü muhitinde, ve başına bir kitabe eklemiş, "her kula helâl, müslümana haram"... Tabii başkent, Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye...

Efendime söyleyeyim, gitmişler kadıya şikâyete, yaka paça yakalanmış adam huzura getirilmiş, bu nasıl fitnedir, dini islam ahalisi müslüman olan koca devlette, sen kalk hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu müslümana yasakla... Olcak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin? diye çıkışmışlar adama...

Adam müsade buyrun sebebi vardır, lakin ispat ister, delil şarttır der... Kadı kızar: "Ne delili, ne ispatı, sen fitne çıkardın müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın katlin vaciptir!" der. Ama bir yandan da merak eder, nedir gerekçen diye sorar, adam bir tek Sultan´a derim diye cevap verince, karışır yine ortalık. Söz Sultan´a gider, adam saraya yaka paça götürülür...


Padişah sinirlenir ama diğer yandan da meraklanır : "De bakalım ne diyeceksen, bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, bir tek müslümana haram yazarsın..."

- Adam başı önünde delilim vardır, lâkin ispat ister

- Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?

- O zaman hükme kıldan incedir boynum sultanım

- Eeee

- Sultanım her hangi bir havradan (sinagog´dan) bir rastgele haham ı izahsız yaka paça tutuklayın, bir hafta bakın neler olacak..

Dediği yapılmış adamın, tüm azınlıklar bir olmuş, başlarında museviler, "Ne oluyor, bu ne zulüm, bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim..." efendim çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş,

Bir hafta dolunca: Sultan´ım artık bırakmak zamanıdır demiş adam, haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer sultana teşekkürler, hediyeler, az zaman geçmiş ki adam aynı işi herhangi bir kiliseden bir papaz için yaptırınız sultanım demiş.


Aynı işlemle, aynı usulle bir papaz derbest edilmiş, yaka paça alınmmış pazar ayininden, aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar... Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğu ile daha bir sarılmışlar birbirlerine.

Sultan: "Bitti mi?" demiş adama.

- "Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle" demiş.

- Şimde nedir isteğin?

- Efendim başkentimiz Bursa'nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimad edilen alimini alınız mimberinden,

dedikleri gibi olmuş, Ulucamiinin imamını, cuma hutbesinin ortasında almışlar... Yaka paça götürmüşler...

Ve ne olmuş bilin bakalım ?


Bir Allah'ın kulu, tek bir olumlu kelâm etmemiş, ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz hiç olmasa vaazı bitene kadar bekleyeydiniz, dememiş. Peşinden giden olmamış, arayan soran olmamış...

Geçmiş bir hafta, nerde imam diye gelen giden olmamış... Aptal ve cahil bir imam atanmış yerine, ne konuştuğunu kulağının duymadığı yobaz cinsinden, halk halinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derbest edilen koca âlim için;

-bizde onu adam, hoca bellemiştik,

- kimbilir ne haltlar etti de tutuklandı...

- vah vah acırım arkasında kıldığım namazlar...

- sorma sorma...

Padişah, kadı ve adam izlemişler olanı biteni, padişah;

- eee ne oalcak şimdi adam

- bırakma zamanıdır, bide özür dileyip helallik almak lazımdır hocadan

- "haklısın" demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş, adam başı önünde;

- ey büyük sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böylesi müslümanlara SU HELÂL edilir mi?

Sultan acı acı tebessüm etmiş;

- "Hava bile haram, hava bile..." demiş...

Çıkarılacak ders: BÖYLE HER ŞEYE SUSKUN KALAN KOYUN GİBİ BİR MİLLETE BÖYLE BİR ÜLKE, HARAM DEĞİLSE BİLE EN AZINDAN FAZLA....
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 24.08.2009
 
 HEM GULELIM HEM DUSUNELIM
  Hem gülelim, hem düşünelim.....


Siyasal gerginliğin dışında iki toplumun insanlarının arasındaki sosyo-kültürel farklılığın da büyük boyutlara ulaştığı bir dönem de, bir Türk gurbetçisinin evi:
Küçük oğlan, akşam üstü okuldan gelmiş Kapıdan girer girmez
- "Anne!"
diye seslenmiş,
- "ben Alman oldum!"
Annesi:
- "O nasil söz? Sakın bir daha tekrarlama"
- "Anne ben Alman oldum. Bugün sınıfta karar verdik. Ben Almanım artık
Annesi:
-"sus bakayım"
diye tiz perdeden bağırırken, babası da içerden duyup koşmuş. Bir tokat, bir tokat daha... Çocuk bir yandan yediği dayaktan korunmaya çalışırken, bir yandan da konuşmasını sürdürüyormuş:
- "Şu dünyanın işine bakın! Alman oldum. Yarım saat sonra Türklerle başım derde girdi!..."
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 19.05.2009
 
 SEVGILI OGLUM
  (´Bir babanın, doğum gününde
oğluna mektubudur.´)

Sevgili Oğlum

Bugün tam on yedi yaşındasın
Görüyorum ki artık
Her şeyin farkındasın
Ama ne zaman ararsam seni
Ya diskoda ya barda
Ya da televizyon karsısındasın

Haklısın oğlum
Devir artık bu devir
Sen de çemberini çağına göre çevir
Senin neyine
Resim, roman, şiir

Senin neyine
Sanat vesaik
Ne diyor meşhur televizyon büyükleri
Vur patlasın çal oynasın
Devir artık bu devir

Nasılsa
Son düğmesi de koptu insanlığın
Vefa can çekişiyor arka sokaklarda
Umut mendil sallıyor giden trenlerin ardından
Onur, adres arıyor mezarlıklarda
Dostluklar cop tenekelerinde sahipsiz
Ve anahtar teslimi aşklar satılık köse başlarında
Hem de üç kuruş mutluluklara...

Ama sen de haklısın
Sana mı kaldı
Kurtarmak vatani
Sana mı kaldı
Uyandırmak yatanı
Sana mı kaldı
Duvara yapıştırmak
Bu memleketi satanı
Anasını ağlatanı....

Gel gör ki oğlum
Senin de kurtuluşun yok bu gidişten
Ne etsen - ne yapsan
Bir düğün
Bir bayram
Bir lale devri



Hangi ekrana baksan
Kim kiminle evleniyor
Kim kiminle çıldırıyor
Kim kime daldan dala
Gelinim olur musun diyor

Kimisi sahte gelin
Kimisi zengin bir prens
Kimisi de insanlıktan bir yudum bir nefes
Bekliyor da bekliyor

Bak her gün ayrı bir kanalda
Bambaşka bir ´ünlüler çiftliği´
Her kanalda şöhret olmanın dayanılmaz hafifliği
Ve işte böyle
Pazara dökülüyor bir bir
Herkesin yumak yumak ipliği

Yıllar var ki oğlum
Birileri işte
Bizi hep böyle gözetliyor...
Ve sen de görüyorsun ki
Bu sahneler
Bizi ne de güzel özetliyor

Kimin umurunda yarınlar
Kimin umurunda çocuklar
Kimin umurunda bu isyankâr çığlıklar
Bir kavgadır
Bir yarıştır
Bir rezalettir gidiyor.

Kime sorsan
Cevaplar dünden hazır
Halk böyle istiyor oğlum
Halk böyle istiyor

Gel gör ki
Bir reyting uğruna
Ne ´güneşler batıyor´ oğlum
Ne güneşler batıyor....
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 19.05.2009
 
 RESULLERE OLAN SUAL
 
O gün, Nuh, Hud ve Salih Peygamberlerden sonra,
Hazret-i Musa’yı da çağırır Hak teâlâ.

Şiddetli bir rüzgarda titreyen yaprak gibi,
Huzur-u ilahiye gelince Musa Nebi,

Hak teâlâ buyurur: (Ya Musa, sen de yine,
Benim vahiylerimi ilettin mi kavmine?)

Musa aleyhisselam, arz eder ki: (İlahi!
Bana indirileni tebliğ ettim ben dahi.)

Hak teâlâ buyurur: (Çık şimdi minberine.
Sana vahy olunanı oku mahşer ehline.)

Musa aleyhisselam, işbu emre uyarak,
Çıkıp okur Tevrat’ı, gayet fasih olarak.

Yahudi âlimleri zannederler ki hatta,
Tevrat nazil olundu sanki tam o saatta.

Sonra, nida edilir bir de Davud Nebi’ye.
Gelir o da korkarak huzur-u ilahiye.

Hak teâlâ buyurur: (Ya Davud, Zebur’unu,
Cebrail’den alarak tebliğ ettin mi onu?)

O dahi cevabında arz eder ki: (Ya Rabbi!
Aynen tebliğ eyledim nazil olduğu gibi.)

O zaman emreder ki: (Ya Davud, çık minbere.
Sana indirileni oku ehl-i mahşere.)

Davud aleyhisselam, emre edip imtisal,
Çıkıp, güzel sesiyle Zebur’u okur derhal.

Sonra, (İsa nerdedir?) diye nida edilir.
İsa aleyhisselam, oraya getirilir.

Hak teâlâ buyurur: (Ya İsa, sen dedin mi,
Ki, ilah edininiz beni ve validemi?)

O der ki: (Ya ilahi, seni tenzih ederim.
Hak olmayan bir sözü, sana nasıl söylerim?

Ben eğer, böyle bir söz söylemiş olsam dahi,
Elbette ki sen onu bilirsin ya ilahi!)

Hak teâlâ o zaman buyurur ki mealen:
(Ya İsa, dediklerin doğrudur hakikaten.

Sen dahi minberine eyle de şimdi avdet,
Sana indirileni, halka eyle tilavet.)

O dahi ifa için Rabbinin bu emrini,
Okur baştan sona dek İncil-i şerifini.

Hak teâlâ katından bir nida daha gelir.
Son olarak denir ki: (Muhammed nerededir?)

Hüdanın Sevgilisi, Muhammed Resulullah,
Gelince, Ona dahi sorar cenab-ı Allah.

Buyurur: (Ya Muhammed, sen Kur'an-ı kerim’i,
Alarak, ümmetine tam tebliğ eyledin mi?)

Arz eder ki: (Ya Rabbi, evet, tebliğ eyledim.)
O zaman Hak teâlâ buyurur: (Ey Habibim!

Sen dahi minberine eyle de şimdi avdet,
Kur'an-ı kerim’ini halka eyle tilavet.)

Çıkıp, fasih olarak tilavet eyleyince,
Müminler dinleyerek, gark olurlar sevince.

Ve lakin kâfirlerin, hem de münafıkların,
Kur'ana, (çöl kanunu) diyen o ahmakların,

Öyle çirkin olur ki yüzleri bundan sebep,
Nedamet ateşiyle kavrulur kalpleri hep.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 16.05.2009
 
 CENNETİN KAPISI YUMRUKLANIR VE ...
  CENNETİN KAPISI YUMRUKLANIR VE ...

Cennet’in kapıları şiddetli bir şekilde yumruklanmış. "Güm güm güm" sesleri arasında içeriden seslenmişler...

-Kim o?

Dışarıdan gök gürültüsü gibi tok bir ses: "Biz İstanbul’u fetheden Fatih’in yiğitleriyiz!" diye cevap vermiş. Bu cevap üzerine de içeriden "hoş geldiniz" diyerek kapılar ardına kadar açılmış ve yiğitleri içeriye buyur etmişler.

Her şey çok güzel gidiyormuş. Ta ki, 40 yıl geçinceye kadar. Bir gün kapılar yine şiddetle çalınmış: "Güm Güm Güm!" İçeriden sormuşlar:

-Kim o?

Dışarıdan gök gürültüsü gibi tok bir ses: "Biz İstanbul’u fetheden Fatih’in yiğitleriyiz!"

İçeriden hemen cevaplamışlar: "Hadi len! Onlar 40 yıl önce geldi!"

Dışarıdan yine ses gelmiş: "Ama biz mehter takımıyız, ancak geldik!"
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 12.05.2009
 
 ORGUT APARTMANI
  - Haa geldin mi kocacım? Ben de, sen daha eylemden dönmemişsindir diye, karşı dairedeki örgüt evinin militanlarıyla lak lak ediyodum.. Akşama dinamit yapıcam, bizde nitrogliserin kalmamış da karşıdakilerden yarım fincan istiyim diye gittim, orda takıldım kaldım işte.. Eee, sen anlat bakalım naaptın?
- Sen bırak şimdi beni, çeşit karı! Kapıdaki zilin üstüne bizim örgütün adını sen mi yazdın?
- E, canım naapim? Bütün apartman çeşitli örgüt evleriyle dolu, elalemin teröristi, ajanı bilmemnesi geliyo zilleri karıştırıyo.. Geçen gece sen yoktun, yine eylemdeydin, oturmuş sahte pasaport yapıyodum, zırr kapı çaldı. Açtım, iki tane kır gerillası. Tanımam etmem, meğer üst kattaki örgüt evinden Kunduz kod adlı bir herifi arıyolarmış.. Onlar gitti, bodrum kattaki Arap örgütünün kuryesi geldi, kendi örgütünü evde bulamamış, girdi bizden telefon etti, bi olayın sorumluluğunu üstlendi gitti.. Ben de, her gelen kendisininki sanıp çalmasın diye, zilin üstüne bizim örgütün adını yazdım..
- İyi halt karıştırdın, aferin.. Bıktım senin dikkatsizliğinden.. Geçen hafta da evdeki kalaşnikofları yağlayıp “havalansınlar” diye balkona dizmiştin..
- Bağır, bağır.. Bütün komşu örgütlere rezil olduk zaten.. Peh! Dikkatsizmişim, vır vır vır. Hayatımı zehir ettin be körolmayasıca herif.. Yaşamaktan bıktım ayol... Şeytan diyo git intihar komandosu ol.. Ben bi dakkalığına üst kattaki örgütün evine çıkıyorum..
- Ne işin var gece vakti elalemin evinde lan..
- Üst kattakiler evde yok.. Fildişi Cumhuriyeti’nde bi darbe işi vamış oraya gittiler.. Karısı, “Arada bi çiçeklere, rehinelere filan su ver” diye anahtarı bana bıraktı... İki tane rehineleri var yukarda, bize emanet.. (Braaaaaang)
- Hii! O da ne be.. Bişey patladı..
- Aman boşver.. Alt kattaki örgüt yine kapının anahtarını içerde unutmuştur.. Onlar hep ööle, kapı kilitli kalınca bombayla açıyolar.. Sorma, çok cins aşşadaki örgüt.. İsimleri neydi unuttum bak.. Dur, şuralarda bi yerde yazıyodu.. Geçen akşam, bizim örgüt evine misafirliğe geldiler, eşli pişti oynadık.. Sayıları not ettiğimiz kâğıdın tepesine herkes kendi örgütünün adını yazdıydı.. Hah işte bak burda, Spastik Biraderler Örgütü Silahlı Mücadele Timi, son dakkada bi pişti yapıp bizim örgütü yendiler..
- Çabuk yok et o kâğıtları.. Ulan bu kadar tedbirsizlik olur mu? Senin dikkatsizliğin yüızünden bigün okkanın altına gidivericez...
- Ayyy sen de her şeyden tırsıyorsun hee! Karşıdaki apartmanların hepsi örgüt evi anam.. İsimlerine baksana zaten, Casuslar Apartmanı, Kışkırtıcılar Sitesi, Terör Blokları.. Ay bak blok filan dedim de aklıma geldi.. Karşı dairedeki örgüt evinden diyolar ki, “Şööle bikaç örgüt bi araya gelelim, deniz kenarında bi arsa alalım, kooperatif olup yazlık örgütevleri yaptıralım” diyolar... Adı da, hazır: S.S. Çıngarkent Yapı Kooperatifi.. Bi tane de sayfiyemiz olsun..
- On yılda bir gidip gelmek için koca ev mi alınır şimdi.. Nikaragua’da, Şili’de, Afganistan’da, Pentagon’da, Suriye’de filan bi sürü lojmanımız var zaten.. Yazları da bazı Ortadoğu ülkelerinden kamplarda geçiriyoruz.. Hem ben bu evi de çok seviyorum, alıştım artık.. Örgüt evim, örgüt evim, şirin örgüt evim..
- Ay ben deee... Baksana evimizi çeşitli çap ve ebaddaki mermilerle süsledim, çok sayıdaki örgütsel dökümanı kırmızı, mavi, beyaz kurdelelerle bağlayıp yerleştirdim.. Pek şirin oldu..
- Hakkaten, mermileri pek de güzel dizmişsin.. Ortada roketatar mermisi, kenarında kalaşnikof mermileri, en dışta da minicik sevimli tabanca mermileri.. Araya serpiştirdiğin el bombaları ise görüntüyü açmış.. Neydi bu motifin adı..
- “Elti eltiye küstü” motifi.. Esasen kazak örgüsü motifidir. Desenler birbirine sırtını dönmüş, yani “küs” gibi de, o yüzden bu ismi takmışlar.. Ama ben adını değiştirdim.. “Kardeş, kardeşi vurdu” motifi daha uygun. Karşı dairedekiler, mermilerini beyaz örtü üzerine, saç örgüsü motifiyle dizmiş. Öyle güzel olmuş ki, görmelisin..
- Yaaa, ikide bir şu karşıdaki hıyarlardan söz edip durma bana.. Koca apartmanda kalorifer parasını ödemeyen tek daire onlarınki.. Alt kattaki örgüt evi daha bi manyak.. Bütün muslukları açıyo üst katlara su çıkmıyo..
- Yarın akşam saat 20 sularında apartman toplantısı var. Fena halde kavga çıkarıcam...

* * *

• Dün akşam saat 20 sularında, 24 daireli Saadet Apartmanı, nedeni anlaşılamayan bir patlamayla çöktü.. Patlamanın sorumluluğunu 24 ayrı örgüt üstlendi.. Soruşturma çok yönlü olarak sürdürülüyor..
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 09.05.2009
 
 UYANIK GALATASARAYLI
  Bir GS’li, bir FENERLİ ve BJK’li Arabistanda yasak olmasına rağmen bir otelde içki içerken yakalanırlar.... Mahkemeye çıkarılırlar... karar İDAM... itiraz ederler ve karar ömür boyu hapis cezasına çevrilir. Ama o gün bayrama denk geldiği için Prens Hazretleri cezayı kaldırıp hepsine 20 kırbaç ceza verir. Bizimkileri sempatik bulduğu içinde bi kıyak daha yapıp herkese cezasını hafifletmek için bir istek hakkı tanır... BJK’li: "Sırtıma bir yastık bağlayın" der. 10 kırbaçtan sonra yastık paramparça olur ve pek fayda etmez. Uyanık FENERLİ bunu görünce "Sırtıma iki yastık bağlayın " der. Ama iki yastık bile 10 kırbaca dayanamaz. Sıra GALATASARAYlıya gelince Prens Hazretleri: "Bak GALATASARAYLI sana acıdım. Süper Ligi kaçırdınız 100’üncü senenizde başarısız oldunuz,hekemlerden çektiniz. Bu yüzden sana iki istek hakkı veriyorum" Peki der GALATASARAYLI:"O zaman bana 40 kırbaç vurulsun". Herkes şaşkına döner. Prens Hazretleri:"peki ikinci isteğin nedir?" diye sorar... GALATASARAYLI pis pis sırıtarak " FENERBAHÇELİYİ sırtıma bağlayın" der...
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 07.05.2009
 
 BİLİŞİMCİ VAAZI DA BÖYLE OLUR....
  Bu kainatın öyle bir donanımcısı vardır ki, bütün mevcudatı ve onların içinde yeryüzünü create etmiş, güneşi bir power source, ay'ı bir sistem clock yapmış. O power source'dur ki kesintiye uğramaz. Ve o system clock'tur ki şaşırmaz. O donanımcının ilminin ve sanatının nihayetsizliğini gösterir.

Aynı zamanda öyle yüce bir programcıdır ki, şu muazzam dünya üzerinde çalışacak şekilde koca hayat programını yazmış, yüzbinlerce yıldan fazladır, error verdirmeden crash ettirmeden çalıştırıyor.

Eğer onun ne kadar iyi bir programcı olduğunu anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle göremediğin küçücük bir hücrene bütün kodunu save etmiş ve yine o küçücük hücreden execute ettiriyor.

Madem ki DNA'nın bir program olduğu apaçıktır ve bir program programcısız olamaz demek ki senin programcılığın o büyük zatın programcılığına ancak bir ayna hükmündedir.

Yine seni hücrelerden oluşturduğu network'ün içinde sınırsız protokollerle hücrelerini birbiriyle konuşturduğu gibi, senin de diğer insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konuşabilmen için gerekli donanımı yanına vermiştir, öylece de gördürüyor, konuşturuyor ve dinletiyor. Ve sen, etrafındaki bütün cisimlerden haber alasın diye ışık, ses gibi türlü media hazırlamış kullandırıyor ve sen bunları keşfeder kullanır fakat bir yenisini ekleyemezsin. O halde öyle büyük bir network uzmanı vardır ki senin her türlü ihtiyacını bilir, ona göre teçhizatını verir.

Senin network'çülüğün O'nun sonsuz ilminden sana verdiği bir küçük parça ve bir büyük nimettir.

Arkadaş aldanma!
Şu güzel dünya hayatı programı sınırlı süreli bir trial versiyondur, görüyorsun ki elde ettiğin malı mülkü hiç bir surette save edemiyorsun. Öyle ise, bu kainat yazılımını yazanı tanı. Hem hiç mümkün müdür ki bir programcı bu kadar güzel bir program yapsın ve yaptığı programda about bölümü koyup kendini tanıtmasın. Öyle ise bu kainatın en büyük donanımcısı, programcısı, networkçüsü ve system administrator'ı olan zatın heryere işlediği about bölümlerini gör, öğren, full versiyonu kazanmak için çalış.

Unutma ki hiç bir hareketin atlanmadan çok dikkatli loglar tutuluyor.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 20.04.2009
 
 20 KURUS
  Londra'daki camii'ye yeni bir imam gönderilmiş. Adam şehire gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı söföre rastlıyormuş. Bir Gün, bilet alırken söför yanlışlıkla 20 kuruş fazla vermiş. Imam yanlışlığı oturunca, parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünüyormus "20 kuruşu geri versemmi şöföre?"... ama içinden bir ses diyormuşki "çok gülünç bir sayı, ve söförün umrunda değil. Otobüs şirketi çok para kazanıyor zaten... sadece 20 kuruş onlara bişey yapmaz." Ve bu parayı saklayabilir diye düşünmüş Allahtan gelen bir hediye gibi... inecegi durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce söförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın üstünü fazla verdiniz." şöför gülümsemiş ve demiş ki : "siz camii'nin yeni imamısınız değilmi? Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, islamı öğrenmek için, ve bilerek size fazla para verdim nasıl tepki vereceğinizi gömek istedim." inerken imam artık bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmış, bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış, gözlerinden yaşlar dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki: "Allahım az daha islami 20 kuruşa satıyordum!. .." Unutmayin ki siz belkide musluman olmayan insanlar için dinimizi tanıtan kişilerdensiniz, bu yüzden hareketlerinize dikkat edin. Maalesef insanlar sizle birlikte dinimizide yargılayacaklardır!
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 20.04.2009
 
 Oflular Rusya'ya savaş açarsa
  Oflular Rusya'ya savaş açarsa

Of'lular toplanmışlar av tüfekleriyle Rusya'ya doğru ateş ediyolar. Bunu gören hacının biri;

- Ula oflular ne yapaysunuz aburaya.

-Rusyaynan savaş edeyruk haci.

- Ula av tüfeğiynen savaş olurmu hiç.

-Ya ne edcez haci emmi.

- Çekilin ordan bu benim işim.

- Bi gürgen ağacı kesin.
Oflular bi gürgen ağacı keserler.

- İçini oyun.
Oyarlar.

- İçini saçma barutla doldurun.
Doldururlar.

- Fitilini koyun ucuna, bide büyük demir.
Oflular hepsini yapar.

Hacı;
- Şimdi fitili ateşleyin.
Fitili bi ateşlerler. Büyük patlama 100 oflu şehit.

Fikri veren hacı;

- Ha burda 100 ölü varısa, rusyanın anasını ağlattık...
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 24.03.2009
 
 DELI.NIN CEVAPI
  Deli.nin CEVABI !!
Arabanın lastiği tam akıl hastanesinin önünde patlar.
Adam arabayı kenara zor yanaştırır.
Sonraki işlem malum...
Kriko, stepne, bijon anahtarı ve tekeri söker.
Ama söktüğü 4 adet bijon, yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer.
Mazgal açılır gibi değil,
Bijonlar görünmüyor bile.
Adam bir sağına bakar, bir soluna bakar,
çaresiz kaldırıma çöker.
Olayı en başından beri akıl hastanesinin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli, seslenir;
- Ula salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
- Sorma birader,lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.
- Düşündüğün şeye bak! Diğer lastiklerden birer tane bijon çıkar. Hepsi 3 bijonlu olsun.
Seni, 1 lastikçiye kadar idare eder.

Adam hemen denileni yapar.
Ve akıl hastanesindeki deliye seslenir:
- Senin ne işin var tımarhanede?
Cevap müthiştir....
- Biz burada delilik'ten yatıyoruz kardeşim, salaklık'tan değil...!
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 06.03.2009
 
 TILKININ ORUCU
 
Tilki ormanda gezmektedir. Bir agacin dalinda bir geyik budunun asili

oldugunu görür. Actir ama süphelenir, kontrol edince tuzagi anlar.

Cünki geyik budu iple bir bombaya baglidir. Epeyce uzaga gider ve basini

kollarinin üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir, budu ve yatan tilkiyi

görür. Tilkiye sorar : " Napiyosun dostum ?"

Tilki cevap verir : "Hicc....yatiyorum."

- Burda bi but var.
- Evet var.

- Neden yemedin?

Tilki sakince cevap verir; "Bugun orucluyum."

Kurt kendinden emin : "Ben yiyeyim o zaman."

Tilki "Buyur afiyet olsun." der.

Kurt buta uzanir uzanmaz bir patlama ile ortalik toz duman olur. Kurt yarali,

perisan halde yatarken, tilki sakince budu yemeye baslar.

Bunu gören kurt : "Hani sen orucluydun ?" deyince

Tilki piskin piskin "Biraz önce top patladi, duymadinmi ? " der .
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 03.03.2009
 
 KARADENIZLI ve KAYSERILI VATANDASLAR
  Kara tiren ile İstanbul giden Karadenizli Temel ve Kayserili Abdül tesadüfen aynı kompartmanda seyahat etmektedirler. Her ikiside İstanbul'a uğraştıkları ticaret konusu ile ilgili mal almak için bu seyahate çıkmışlardır ... Temel Samsun istasyonun'dan Abdül ise Kayseri istasyonunda seyahate başlamışlardır. Ankara geçilmiş Eskişehir doğru karaoğlan çuflar ve düdük sesleri ile ilerlemektedir.

Kayserili Abdül'ün karnı acıkır. Seyahate çıkarken karsının çıkın ile el valisine yerleştirdiği arzık çıkınını açar. Etrafa bir pastırma kokusu yayılır . Ve çıkın bezini yayar. Anadolu insanının özünde olan misafir severlik ve paylaşım duygusu ile ...

- " Hemşerim buyur birlikte yiyelim " der...
- " Haçan afiyet olsun da yemeyrum " der Temel ve kolidora çıkar Anadolu bozkırını camdan seyretmeğe başlar...
.........
Aradan geçen zaman ile Temel'in de karnı acıkır.
Arzık olarak yanındaki çıkınını açar.
Kayserili Abdül dikkatle fakat çaktırmadan Temel'in azığını göz ucu ile süzer.
- " Cel buyir hemşerum " der Temel
- " Sağolansın hemşerim sana afiyet olsun " der Abdül ...
Temel açtığı çıkınında bulunan üç tane istavriti afiyetle yer ve kalan kafaları itina ile kağıda sarar tekrar çıkını bağlar ve kaldırır. Sonra tekrar kolidora çıkar ve sigarasını yakıp sapsarı Anadolu bozkırını izlemeye başlar. Bir aralık omzunnda bir el hisseder, döner bakar ki, Kayserili Abdül ...

- " Hemşerim balıkları yedin anladım, kafaları tekrar sardın sakladın " der ve ekler
- " İşte onu anlamadım " der...
Sigarasından derin bir nefes çeken Temel ...
- " Kafalari mi deyusun, satacağum da " der ...
Ve tekrar manzarayı seyretmeğe koyulur. Kayserili tekrar kompartmana döner ...
Lakin bir türlü merakını yenemez. Tekrar Temele yaklaşır ve omuzuna dokunur.
- " Hemşerim ne işe yarar o kafalar " der ...
Temel biraz tebessümle
- " Adami akillandurur da " der ...
Kayserili tekrar kompartmana döner, içinden bir ses " Abdül al o kafaları İstanbul'a gidiyorsun yahudilere kazıklanmasın akıllanırsan " der
Tarifsiz duygular içerisinde Abdül tekrar Temel'in yanına yaklaşır ...
- " Onları ben alayım " der ...
Kısa bir pazarlık sonu Temel balık kafalarını Kayserili Abdül'e satar. Sonra tekrar kolidordaki camdan manzarayı seyre devam eder...
Abdül hemen bir telâş ile kafaların sarılı olduğu kağıdı açar ekmek ilekafanın birisini yer ...
Sonra ikincisini de yer fakat kendini yoklar, önemli değişiklik hissetmez ...
Tekrar Temel'in yanına yaklaşır ...
- " Hemşerim, iki tane kafa yedim ama bir değişiklik yok bende " der ve ekler.
- " Sanırım sen kazıkladın beni " der ...
Sigarasından derin bir nefes daha çeken Temel ...
- " Oyyy ne deysun bak akillanmaya başlaysun da " der...
...
Sevgili dostlar,
Davos tiyatrosundan sonra,
İçimizden bazıları akıllanmağa başladılar bile ...
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 04.02.2009
 
 ARABIN ESEGI
  KIM ESEK
Bir eşek hikayesi ama kim eşek diye düşündürtüyor... Bir eşek hikayesi ama kim eşek diye düşündürtüyor... ARAB'IN EŞEĞİ Adamın birisinin tarlasına bir eşek girer. Sürüp ekip sulamak için ter döktüğü tarladaki ekinleri yemeye başlar. Şimdi bu eşeği nasıl çıkarsın adam? Cevap vermesi zor bir soru! Adam hemen hızla eve gider. Alet edevatlarını getirir. İşin beklemeye tahammülü yok! Uzun bir sopa ,bir çekiç,bir miktar çivi ve bir de büyükçe bir tabaka mukavva getirir. Mukavvanın üzerine şöyle yazar: "Ey eşek tarlamdam çık!" Sonra mukavvayı uzun sopaya çakar. Çivi ve çekiçle Tarladaki ekinleri yemekte olan eşeğin yanına varır. Elindeki pankartı kaldırır ve sabahın köründen itibaren elinde pankartla dikilir; Tâ güneş batıncaya kadar. Fakat eşek çıkmaz! Adam şaşkındır "Belki de eşek pankartta ne yazıldığını anlamamıştır?" Eve döner ve yatar uyur. Çok sayıda pankart hazırlar. Çocuklarını ve komşularını da çağırır. Köy halkını galeyena getirir. İnsanları kuyruklar halinde dizer. Ellerinde pankartlar: "Ey eşek tarladan çık!" "Eşeğe ölüm! "Yazıklar olsun sana ey eşek tarla sahibinden ne istiyorsun?" Eşeğin ekinleri yemekte olduğu tarlanın etrafını çevirirler. Başlarlar slogan atmaya: "Çık ey eşek, çıkmazsan fena olur!" Eşek! Yemeğe devam eder ve etrafında olup bitenlere dönüp bakmaz bile. Ertesi gün de güneş batar. İnsanlar bağırmaktan,slogan atmaktan yorulmuş ve sesleri kısılmıştır. Bakarlar ki eşek kendilerine aldırmıyor, dönerler evlerine. Başka bir çözüm bulmak lazım! Adam evinde başka birşey yapmağa girişir. Eşeği çıkarmak için yeni bir plan yabar. Çünkü ekinler ha bitti ha bitecek Adam yeni icadını getirir. Eşeğin kuklası Gerçek eşeğe çok benziyor. Eşeğin tarlada ekinleri yediği yere gelince. Eşeğin gözleri önünde; Eşeğe çıkması için bağırıp duran kalabalık köylülerin önünde Maket üzerine benzin döker ve ateşe verir. Kalabalıklar tekbir getirir. Eşek de ateşin olduğu yere bakar sonra da umursamaksızın tarlada otlamaya devam eder. Amma da inatçı eşekmiş yahu! Laftan anlamıyor. Bu sefer eşekle görüşmek için heyet gönderirler. Derler ki: Tarla sahibi kendisinin tarlasından çıkmanı istiyor. Haklı olan o ! Sana düşen çıkıp gitmek. Eşek hala onlara bakar. Sonra otlamaya devam eder. Hiç onlara aldırmaz. Başarısız birkaç girişimden sonra. Adam başka bir aracı gönderir. Aracı eşeğe der ki: Tarla sahibi hazır. Tarlanın bir kısmından vazgeçmeye razi. Eşek yemeye devam eder,dönüp bakmaz bile. Üçte birini sana vermeye razı! Eşek yine cevap vermez "Yarısını verecek!" Eşekte yine cevap yok. Peki peki! İstediğin kadar alanı sen belirle,ama belirlediğin alanın dışına çıkma. Eşek başını kaldırır; Artık yiye yiye iyice doymuştur. Tarlanın kenarına doğru biraz ilerler. Kalabalığa bakar ve düşünür. İnsanlar sevinirler. Nihayet eşek anlaşmaya yanaştı. Tarla sahibi tahtaları getirir. Tarlayı iikiye böler ve Eşeğin olduğu hisseyi ona bırakır. Ertesi sabah Tarla sahibini bir sürpriz beklemektedir; Eşek kendi hissesini bırakmış Tarla sahibinin hissesine dalmış otlamaya burada devam ediyor. Kardeşimiz tekrar pankartlara müracaat eder ve mitinglere Anlaşılan faydası yok Bu eşek laftan anlamıyor Galiba bu , bu yörenin eşeği değil Herhalde başka bir köyden gelme; Adam artık tarlanın tamamını eşeğe bırakmayı ve başka bir köye gidip yeni bir tarla edinmeyi düşünmeye başlar ; Orada hazır bulunanların ve büyük kalabalığın gözleri önünde Köydeki son insanın bile hazır olduğu bu kalabalık huzurunda; Bu ümitsizce çabalara işgalci,inatçı,mütekebbir, saldırgan ve zarar kaynağı eşeği çıkarmak için sergilenen bu çabalara katkıda bulunmak için küçük bir oğlan çocuğu da gelmişti. Çocuk kalabalıkları yararak eşeğin yanına vardı küçük bir sopa ile eşeğin kıçına vurdu. O da ne:Eşek dört nala tarlayı terkediyor!! " Hay Allah!" diye bağırır herkes. "Bu ufaklık hepimizi rezil etti" Hepimizi komşu köyler nezdindede maskara edecek!! Hemen oğlan çocuğunu oracıkta öldürürler , eşeği de tekrar tarlaya sokarlar ve çocuğun "şehit olduğu" haberini verirler.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 02.02.2009
 
 ALLAHIN EVI CAMI DEGIL KALPTIR
  Osmanlı Sultanlarından Yıldırım Beyazıd, Osmanlı imparatorluğunun merkezi olan Bursa'da bir cami yaptırmıştı. Caminin inşaatı tamamlandıktan sonra o zamanın mânevi büyüklerinden Emir Sultan Hazretlerini de yanına alarak camiyi gezdi. Caminin yapılışını kendisi beğenen Yıldırım, yanında bulunan Emir Sultan Hazretlerine:

— Nasıl cami güzel olmuş mu, beğendin mi? diye sordu. Bazı rivayetlere göre içki içtiği bildirilen Yıldırım'a Emir Sultan Hazretleri:

— Sultanım, cami çok güzel olmuş. Lâkin bir eksikliği var.. O da bir köşesine bir meyhane yaptırmayı unutmuşsunuz, dedi. Padişah Yıldırım, bu sözlere sinirlenmişti. Hiddetle.:

— Ne demek! Hiç Allah'ın evinde meyhane olur mu? diye gürledi.

Çünkü Yıldırım Beyazıd, kendisinin içki içtiğini kimsenin bilmediğini sanıyordu... Mânevi Sultanların her şeyden haberdar olacağını hiç düşünmemişti.

Emir Sultan Hazretleri:

— Allah'ın asıl evi, insanın kalbidir. Sen kendi yaptığın bir yapıya içkiyi koymak istemiyorsun da nasıl Allah'ın (C.C.) yapısı olan kalbe o haram şeyi koyabiliyorsun? buyurunca Yıldırım Han hatasını anlayarak bir daha içki sofrası hazırlatmadı, içki de içmedi.

Yıldırım Beyazıd'ın yaptırdığı cami Bursa'daki Ulu Camidir
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 02.02.2009
 
 YABAN KECISI
  Çobanın birisi her gün dağda keçilerini otlatır. Bir gün sis ve yağmura yakalanınca alelacele keçilerini toplar ve ağılına döner. Sabah kalkınca çok kar yağdığını görür ve keçi otlatmaya çıkamaz. Ama keçilerinin arasında birkaç tane yaban keçisi olduğun fark eder. Çok hoşuna gider ve yaban keçilerine çok iyi bakar. Amacı kendisine alıştırmaktır. Kar nedeniyle birkaç gün otlatmaya çıkamayan adam kendi keçilerinin yemini kısar ve yaban keçilerini daha iyi besler. Öyle olur ki, kendi keçileri iyi beslenememekten artık süt bile veremez olur. Birkaç gün sonra hava iyileşir ve tekrar otlatmaya çıkar çoban. Çıkar ama akşam olup ağılına dönünce yaban keçilerinin olmadığını fark eder. Çok hayıflanır. ‘Kendi keçilerimin yemini kıstım bunlara verdim ama vefasızlar terk etti gittiler’ der durur kendi kendine. Yine bir gün dağda keçi otlatırken beslediği yaban keçilerden birisine rastlar. Yakalar ve sorar yaban keçisine: ‘-A vefasız o kadar baktım size, niye kaçıp gittiniz ki?’. Keçi gayet ciddi cevap verir: ‘-Sen güvenilir bir adam değilsin. Çünkü, bizi yanlışlıkla sahiplendin ve gerçek sahibi olduğun keçileri aç bıraktın. Yarın başka keçi bulur da bu sefer de bizi aç bırakırsın diye kendi başımızın çaresine bakmaya karar verdik.’”

Aziz dostlarım bu bir masal.

Eğer masal olarak dinledinizse, gülüp geçebilirsiniz.

Şayet ders almak gerektiğini düşünürseniz şarjör cümlenizi aşağıya not edebilirsiniz.

Ama emin olunuz ki, bu siyasette de böyledir, ticarette de, spor da da, her türlü insan yönetiminde de.

“Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır”. Dostunda kusur arayanında, düşmanı çoğalır. Hele zararından emin olmak için düşmanını yanında taşıyanların yaşama hakkı hiç yoktur.

Yoksa ne keçinde süt kalır ne de yaban keçin. Bir yalnız adama da çoban denmez, divane denir. İstediğin kadar etrafında keçilerin olduğunu hayal et, akıllı olduğunu kimseye anlatamazsın.

Siz siz olunuz keçilerinize sahip olunuz. Yoksa adama ‘keçileri kaçırmış’ derler. Yaban keçilerinden medet ummak!!!

Benden söylemesi.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 28.01.2009
 
 KIRIZ
  Kriz yüzünden işten çıkarılan bir akademisyen ile bir gazeteci yurtdışına çıkmışlar. Bir süre yiyip-içip eğlenmişler.
Doğal olarak paraları çabucak tükenmiş. İş aramışlar ve bir çitlikte hayvan pisliklerini ahırdan kürekle kazıyıp çöp römorkuna atma işi bulmuşlar. Bir süre çalışmışlar, başarılı olmuşlar, çiftlik kahyası da onları sevmiş ve hallerine acıyarak.
"Size daha kolay bir iş vereceğim" diyerek onları yumurta paketleme işinde görevlendirmiş.
"Bunların irilerini ve iyilerini bu taraftaki kutulara, küçük ve kötülerini bu taraftaki kutuya koyacaksınız" demiş.
Fakat bizimkiler çok yavaş çıkmışlar, "Bu iyidir, değildir, küçüktür, büyüktür" tartışmaları ile işleri aksatmışlar.
Onları gözleyen kahya yanlarına gelmiş, "Siz Türkiye'de ne iş yapıyordunuz? " diye sormuş. Bizimkiler "Gazeteci" ve "Akademisyen" diye cevaplamışlar.
Kahya, "Belli belli, sizin Türk aydını olduğunuz belli" demiş.
"Çok iyi bok atıyorsunuz ama iyi ve kötüyü ayırt etmeyi bir türlü beceremiyorsunuz! .."
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 27.01.2009
 
 uc saniye
  Tayyip ile Bush ilk bulusmalarinda birbirlerine hava atarlar. Bush Tayyip'e "bizde oyle bir teknoloji var ki, oluyu diriltiriz" der. Tayyip altta kalmaz ve o da "bizdeki teknoloji cok farkli, partimizin butun elemanlari 100 metreyi 3 saniyede kosmayi beceriyor" der. Turkiye'ye dondugunde Tayyip'i bir dusunce alir. Danismanlarini cagirir ve attigi palavrayi anlatir. Haftaya Bush geliyor, yalanimiz ortaya cikarsa ne yapariz diye sorar. Danismanlardan biri hemen cevap verir: "Onlara oluyu nasil dirilttigini sordunuz mu? "Hayir sormadik." "O halde hic korkmayin baskanim, alin Bush'u Anitkabire goturun. Ataturk'u diriltmesini isteyin. Diriltemezse o rezil olur. Yok eger diriltirse, siz zaten 100 metreyi 3 saniyede kosarsiniz.  
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 22.01.2009
 
 VERGI DAIRESI
  Adamı, vergi dairesine çağırmışlar..
Yanında bütün defterlerini ve hesaplarını da getirmesini istemişler..
Adam korku içinde, mali danışmanına gitmiş...

Sormuş:
- Vergi dairesine giderken nasıl giyineyim ?
- Ne tür bir izlenim bırakırsam, bana daha az vergi cezası keserler ?

Mali danışman öğüt vermiş:
- En eski elbiselerini giy.. Yoksul, muhtaç bir görüntü ver ki, sana az ceza kessinler..
Adam güvenemeyip, bir de avukatına danışmış...

Avukat, mali müşavirin tam tersi bir öğüt vermiş:
- En yeni, en pahalı elbiseni giy.. Güvenli, kendinden emin bir görüntü ver ki, az ceza kessinler vergiciler...

Adamı bu öğütler tatmin etmemiş.. Aklına güvendiği, filozof bir arkadaşına aynı soruyu sormuş...
Bu akıllı arkadaş bir hikaye anlatmış.. Şöyle demiş:


- Bir gelin, zifaf gecesi ne giymesi gerektiğini bir arkadaşına sorar...
O da, gırtlağa kadar kapalı, koyu renk bir gecelik giymesini tavsiye eder.. Bir başka arkadaşı ise, dekolte, şeffaf bir gecelik giymesini söyler... Vergi dairesine giderken ne tür bir elbise giymesi için arkadaşından öğüt bekleyen adam, bu hikayeyi dinledikten sonra, sorar:

- Zifaf gecesi ne giyeceğini bilemeyen gelinle, vergi dairesine giderken ne giyileceğini soran benim aramda ne gibi bir ortak yan var ki ?

Adamın akıllı arkadaşı gülerek, izah eder:
- Ne giyersen giy, başına gelecek şey aynıdır..
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 22.01.2009
 
 BIR DELIK GERIDE
  Oldukça geniş bir araziye yayılmış 18 delikli bir kulüpte golf oynayan adam, kaçıncı delikte olduğunu şaşırmış.. Az ilerisinde oynayan bir Kadın görmüş. Ona doğru yürümüş.. 'Kaçıncı delikte oynadığımı şaşırdım da' demiş. 'Ben 7'nci delikte oynuyorum' demiş kadın. 'Siz benden bir delik geride olduğunuza göre, 6'da olmalısınız ..' Adam teşekkür edip oyununa dönmüş.. Bir süre sonra, gene oynadığı yeri şaşırmış. Kadın az ilerisinde.. Ona koşmuş gene. 'Ben 14'üncü delikte oynuyorum' demiş kadın.. 'Siz benden bir delik geride olduğunuza göre, 13'tesiniz ..' Adam oyununu bitirince kulübün barına gitmiş. Bakmış kadın barın ucunda oturuyor. Yanındaki tabureye oturmuş, 'Teşekkür ederim tekrar' demiş. 'Size bir içki ısmarlayabilir miyim?.. Laf lafi, laf kapıyı açarken, adam kadına 'Ne iş yaparsınız?' demiş.. 'Ben satış şefiyim' demiş, kadın.. 'Ne tesadüf, ben de satış şefiyim' demiş adam ve sormuş.. 'Ne satıyorsunuz?..' 'Söylersem gülersiniz demiş, kadın.. Söz vermiş adam gülmeyeceğine.. 'Orkid satıyorum ben' demiş, kadın.. Der demez adam öyle bir gülmeye başlamış ki, tabureden düşmüş, yerde gülmeye devam etmiş, tepinerek.. Kadın 'Söylemiştim güleceğinizi... Siz de söz vermiştiniz, oysa' demiş, hafif öfkeli.. 'Yok' demiş adam.. 'Yok.. Size gülmüyorum. Ben de tuvalet kâğıdı satıyorum ve sizden hala bir delik gerideyim  
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 18.01.2009
 
 ZENCI
 
Kadın, kocası ve adamın annesi Genç bir kadın, aylardır şantiyede olan kocasına aşağıdaki satırları yazar: "Sevgilim, Biliyorsun, sen şantiyedeyken nur topu gibi bir bebeğimiz oldu. Sütüm yetmediği için, yavrumuzu besleyebilmek amacıyla bir sütanne tuttum. Yalnız, bu sütannenin zenci olmasından dolayı çocuğumuz, emdiği sütün etkisiyle zaman içinde zenciye dönüştü. Haberin olsun dedim. Bu konuda benim bir suçum olduğunu düşünmezsin umarım. Öptüm, Biricik eşin" Kadının kocası da bunun üzerine annesine bir mektup yazar: "Sevgili anneciğim, Karım bana gönderdiği son mektupta, sütü yetersiz olduğu için bir sütanne tuıtmak zorunda kaldığını, o sütannenin zenci olduğunu ve bu yüzden bebeğimizin renginin de zamanla koyulaştığını yazıyor. Bundan eşimi sorumlu tutamayız, tabii ki . Selam ve sevgilerimle" Annesi ise oğluna şöyle bir cevap yazar: "Sevgili oğlum, Aslına bakarsan, sen doğduğunda benim sütüm de yetersiz kalmıştı. Ama biz fakir olduğumuzdan, sütanne tutamayıp onun yerine seni inek sütüyle beslemek zorunda kalmıştık. Bu durumda takdir edersin ki, senin safkan bir öküz olmanın sorumlusu ben değilim. Seni seven annen"
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 18.01.2009
 
 TUTACAĞINIZ GÜN YAKINDIR.
 
Eğitim Şart Doğu illerindeki bir ağanın en büyük zevki, kar üzerine çişiyle imzasını atmakmış. Bu nedenle kar yağmaya başladığı andan itibaren köyde hayvanlar dâhil hiç kimse sokağa çıkamazmış. Kar biraz kalınlaşınca, ağa sırtına kürkünü giyer ve köy meydanına gelirmiş. Yanında da en yakın yardımcısı Haso. Ağa sırtını köye doğru döner sonra sorarmış:"Ula Hasso, ahali bakiy mi?" Hasso cevap verirmiş: -"Evet ağam, hepisi de bir olmuş, pencerelerden bakir." Ağa çisiyle karın üzerine imzasını atarmış "Abdullah Cizrelioglu".Sonrada bir nokta koyarmış ve sorarmış: -"Hala bakirler mi?" -"He ağam, hem bakirler hem de çılgın gibim alkıslirler." Her sene ayni tören sürermiş. Aradan 7 yıl geçmiş. Ağa yine, kar tuttuktan sonra, çıkmış köy meydanına. Sormuş Hasso'ya: "Ahali bakir mi?" -"He ağam, bakirler, köpekler, kediler bile camdadır." Ağa "Abdullah" diye adini, arkasından "Cizrelioglu" diye soyadını yazmaya başlamış ki; kalakalmış,çünkü yaş gereği prostat. Halka rezil olmak var. Alçak sesle Hasso'ya sormuş: -"Bakirler mi?" -"He ağam, bakirler de, sen ne diye durdin öyle?" Ağa çaresiz: -"Ula gel yanıma, arkanı dön ahaliye, tamamla şunu." diye emretmiş. Hasso bir an durmuş, sonra çişini yapmaya hazırlanmış ve ağanın kulağına eğilip : -"Ağam" demiş, "Kırk yıldır kafama vurdin, salak dedin, sırtıma vurdin aptal dedin. Ha bu kulun okumayi yazmayi sökemedi ki, ucuni tut da yazının devamını sen yaz. ÇEVRENİZDEKİLERE YARDIMCI OLMAZSANIZ... TUTACAĞINIZ GÜN YAKINDIR.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 18.01.2009
 
 elektroşok
  Cennete kabul odasının kapısı çalınır, görevli melek kapıyı açar, içeri bir adam girer. Melek:
— Buyurun.. derken.
Adamın:
-- Efendim ben.., demesiyle kaybolması bir olur..
Aradan çok geçmez, kapı tekrar vurulur. Melek kalkar kapıyı açar, bakar ki aynı adam:
— Esasında şimdi... demesiyle ve yine kaybolur..
Bir iki dakika sonra yine kapı vurulur, yine aynı adam, daha ağzını açmadan kaybolunca, melek kızar:
— Yeter ama! Kardeşim dalga mı geçiyorsunuz benimle?..
Adam giderek uzaklaşan bir sesle:
— İnanın niyetim o değil efendim. Aşağıda beni hayata döndürmek için doktorun biri bana elektroşok yapıyor..!
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 11.12.2008
 
 FAZILET ve TALIH
  Birgün Faziletle - Talih yolda yürüyormuş, yani, talih kısmet denilen talih ile erdem ifade eden Fazilet. Talih, Fazilet'e demiş ki, bu dünyada en büyük benim, herkes bana tapınır, herkes benden medet umar. Fazilet demiş ki, nasıl olur, ben dünyada en değerli şeyin Fazilet olduğunu bilirim. Talih demiş ki, hayır kardeşim, şimdi bir çamura dokunsam heykel olur, bir taşı tutsam altın olur, herkes gece gündüz sabah akşam beni arzular, bana dua eder, bir şans bir talih diye Tanrıya yakarır. Fazilet demiş ki, kardeşim, benim bildiğim bütün peygamberler bütün büyük siyasi liderler bütün iyi insanlar sabah akşam ben Fazilet'i ister, bu dünyada herkes Faziletli olmak ister. Talih, demiş ki, bak Fazilet kardeş, seyret beni, (yolda bir eşek kafası iskeleti görmüş), şu eşek kafasını görüyor musun, şimdi onun içine gireceğim. Talih gitmiş eşek kafasının içine girmiş, tam bu sırada, kilise cemaati boşalmış ve önlerinde bir papaz. Papaz eşek kafası iskeletinin önüne gelince, arkasındaki cemaate dönüp, ey cemaat, bu eşek var ya, bu eşek Hazreti İsa'nın son bindiği eşeğin ta kendisidir. Der demez cemaat eşek kafasını almış kiliseye götürmüş altın mahfazalar içine koymuş, kilisenin en muteber köşesine yerleştirmişler ve milyonlarca hristiyan ziyaret etmeye başlamış.. Eşek kafasında bir şans bir talih sormayın, dünyanın en kutsal nesnesi olmuş.. Fazilet neye uğradığını şaşırmış ve çok geçmeden kendine gelip, milyonlarca cahil ziyaretçiye doğru, işte demiş, ben bugünler için varım.. Bu cehaleti bu kandırmacayı yenmek için insanların yapacağı tek şey, erdemli faziletli olmaktır.  
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 22.11.2008
 
 MAYMUN HİKAYESİ
  Asya'da maymun yakalamak icin kullanilan bir cesit tuzak vardir. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir agaca veya yerdeki bir kaziga baglanir.Hindistancevizinin altina ince bir yarik acilir ve oradan icine tatli bir yiyecek konur. Bu yarik sadece maymunun elini acikken sokacagi kadar buyukluktedir,yumruk yaptiginda elini disari cikaramaz.Maymun,tatlinin kokusunu alir, yiyecegi yakalamak icin elini iceri sokar ve yiyecegi kavrar, ama yiyecek elindeyken elini disari cikarmasi olanaksizdir. Sikica yumruk yapilmis el, bu yariktan disari cikmaz. Avcilar geldiginde, maymun cilgina doner ama kacamaz. Aslindabu maymunu, tutsak eden hicbirsey yoktur. Onu sadece onun kendi bagimliliginin gucu tutsak etmistir.Yapmasi gereken tek sey elini acip yiyecegi birakmaktir. Ama zihninde ac gozlulugu o kadar gucludur ki bu tuzaktan kurtulan maymun cok nadir gorulur. Bizi tuzaga dusuren ve orada kalmamiza neden olan sey, arzularimiz ve zihnimizde onlara bagimli olusumuzdur.Tum yapmamiz gereken, elimizi acip benligimizi ve bagimli oldugumuz seyleri serbest birakmak ve dolayisiyla ozgur olmaktir.  
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 15.06.2008
 
 İYİLİK VE KÖTÜLÜĞÜN MÜCADELESİ
 
Oldukça Yaşlı Kızılderili reisi çadırının önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri siyah, biri beyazdı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı hep.

Dedesinin yanından hiç ayırmadığı, sürekli göz önünde tuttuğu iki kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla sordu dedesine:

- Neden iki köpek dede?
Yaşlı reis bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.


- Onlar, benim için iki simgedir evlat.
- Neyin simgesi dede?
- İyilik ile kötülüğün simgesi evlat. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için hep yanımda tutarım onları.
Çocuk, sözün burasında; “mücadele varsa, kazananı da olmalı” diye düşündü ve her çocuğa özgü, o bitmeyen sorulara bir yenisini daha ekledi:

- Peki dede,Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?
Yaşlı reis derin bir gülümsemeyle baktı torununa,

- Hangisi mi evlat? Ben, hangisini daha iyi beslersem!


Bu hikayeden ciltlere,fasiküllere sığmayacak kadar mesaj ve anlam çıkarmak mümkündür, özellikle şu tarihi günlerde.

- Padişahın Arnavut tüfekçileri gibi birbirine kurşun sıkmaktan bıkmayan gazeteler ve medyamız varken,

- PKK yı terör örgütleri listesinden çıkaracak kadar iğrençleşen bir anlayışın peşinden fütursuzca koşmaya devam ederken,

- Paranın ve imanın kimde olduğu bilinmeyen bir ekonomi döngüsünde rotasını şaşırmış insan kitleleri bir o yana bir bu yana savruluyorken,

- Vicdanların yerine cüzdanların konuştuğu bir hengamede, üstelik bir yılda 12 adet dolar milyarderi çıkartabiliyorken,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,



Düşünmeden edemiyor insan,"acaba yanlış köpeğimi besliyoruz diye"

Yada; Başkaları bizim hesabımıza besliyor olmasın!!!!!
Niye diye sorarsanız;

"Biz böyle değildik de ondan."
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 16.04.2008
 
 ERBAKAN OLMUS ve CENNETE GITMIS
  Erbakan ölmüş ve cennete gitmiş..

meleklerin karşısında cennetin kapsında dururken arkasında
saatlerle dolu çok büyük bir kapı görmüş ve sormuş:

-'Bu saatler ne böyle? '

melekler cevap vermiş:

-'Bunlar yalan saatleri. Dünyadaki herkesin bir yalan saati vardır.

Her yalan söyleyişinde saatteki ibre hareket eder.'

Erbakan

-'Ooo, peki bu kimin saati? '

-'Bu ATATÜRK'ün saati.. İbre hiç bir zaman oynamadı, yani hiç yalan söylememiş.

-'İnanılmaz' demiş Erbakan.

-'Peki bu kimin saati? '

melekler cevap vermiş:

-'Bu İsmet İnönü'nün saati. İbre iki kez hareket etti, yani İnönü tüm yaşamında sadece iki kez yalan söyledi...'

En sonunda Erbakan dayanamamış ve sormuş:

-'Peki Tayyib'in saati nerede? ? '

-'Tayyib'in saati Hz.Muhammed'in ofisinde, Hz.Muhammed onu vantilatör olarak kullanıyor..'
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 04.04.2008
 
 VERGI
 
'Tilki kardeş ne bu telaş? '

-'Ormana maliyeciler gelmiş' demiş tilki. 'Şimdi bir bakarlar bende kürk,hanımda kürk, çocuklarda kürk, dünyanın vergisini yazarlar...

-'Bunu duyan kaplumbağa telaşla yürümeye başlamış.

Onu telaşlı gören leylek:

- Hayrola kaplumbağa kardeş ne bu telaş? ' diye sormuş.

-'Maliyeciler ormanda' demiş kaplumbağa. 'Bende ev, hanımda ev,çocuklarda ev, yakalanırsak dünya vergi alırlar.'

Leylek de hemen uçuşa geçmiş.

Ağaçların üzerinden maymun seslenmiş:

-'Leylek kardeş, ne iş? Bu ne acele? '-

-'Vergi memurları herkese ceza yazıyormuş. Bende yazlık, hanımda yazlık,çocuklarda yazlık, vergi borcundan batarız...'

Maymun bunu duyar duymaz bağırarak ağaçtan ağaca atlamaya başlamış.

Biraz ilerledikten sonra durmuş.

Kendi kendine:

-'İyi de ben niye kaçıyorum ki? ' demiş.

Benim kıçım açık, hanımın kıçı açık, çocukların kıçı açık.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 03.04.2008
 
 EMEKTAR
 

Adamın biri sabah uyanınca o gün 90 yaşında olduğunu hatırlamış. Yavaş yavaş yataktan kalkarken gözü ayaklarına ilişmiş. \"Sevgili ayaklarım\" demiş, \"Bugün 90 yaşına girdik. Bu kadar sene beni istediğim yere götürdüğünüz, bu yaşıma sizinle girdiğim için bahtiyarım, sizlere çok teşekkür ederim, nice seneler dilerim...\"

Sonra dizlerine dikkat etmiş. \"Sevgili dizlerim, bugün 90 yaşına girdik. Bu kadar sene beni taşıdınız,bükül dedim büküldünüz, çömel dedim çömeldiniz, bu yaşıma sizinle girdiğim için şükür ediyorum. Sizlere çok teşekkür ederim, nice seneler dilerim...\"

Sonra gözü biraz daha yukarı kaymış \"Eee emektar\" demiş \"Eğer sende yaşasaydın bu günümüzü birlikte kutlayacaktık.\"
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 14.03.2008
 
 TEMEL'in DÖVÜŞ TEKNİĞİ
  TEMEL'in DÖVÜŞ TEKNİĞİ
Japon'un biri Rizede bir kahveye girmiş ve herkese kafa tutmus:

Var mi aranızda delikanli, varsa çıksın dışarı.

Temel kapıya doğru yürümüş:
-Çikiyorum ulan, görelim bakalim erkekligini.



Birkaç dakika sonra Temel agzı burnu dagilmış bir vaziyette
kahveye geri dönmüs.

Peşinden de Japon kasilarak içeri girmis. Temel'i göstererek:



- Ona Toyokumi ustanin "katakori" tekniğiyle vurdum...



Ertesi gün Japon yine gelmiş. Yine meydan okuma.

Yine Temel'den rest. Ve birkaç dakika sonra kapıda
yine ağzı burnu dagılmış bir Temel
ve peşinden de Japon kasilarak içeri girmis Temel'i göstererek:

- Ona Kuyotomi ustanin "Kihotomi" teknigiyle vurdum.

Ertesi gün ayni hikaye: Dayak yemekten ayakta

duramaz hale gelmiş Temel ve hergün degisik stil kullanan Japon:

- Ona Toyhama'nın "kimanto" teknigiyle vurdum.

- Ona Tiyotoki'nin "kohimato" teknigiyle vurdum.


Bu böylece bir hafta devam etmis. Ve sekizinci

gün Japon yine kahveye gelip, herkese kafa tutmuş.
Yine Temel dısarı çikmis.

Birkaç dakika sonra herkes surati dagıllmıs bir Temel beklerken
bu defa Japon her tarafi kanlar içinde kapida belirmis.
Temel de hemen arkasindan girmis içeriye, Japon'u göstererek gülümsemis:

- ONA TOYOTA'NIN KRİKOSUYLA VURDUM... :)
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 24.02.2008
 
 STALIN"IN TAVUGU
  Stalin'in Tavugu!

Stalin en sedit cinayetlerini planladigi çalisma odasina yakin dostlarini toplamis sohbet ediyordu. Votka siselerinin biri gidip, digeri geliyordu. Kafalar iyice dumanlanmisti.

Stalin kan çanagina dönmüs gözlerini etrafinda dalkavukluk yarisina girmis adamlarina çevirerek sordu:

- Saçini ihtilalde, halk içinde, devlet yönetiminde, bürokraside agartmis dostlarim... Söyleyin bakalim halkin yönetime bas egmesi, kayitsiz sartsiz itaat etmesi için yöneticiler ne yapmali, nasil davranmalidir?

Her dumanli kafadan bir ses çikti..Kimisi adaletten, haktan söz etti..Kimisi demokrasiden....Kimisi sürgünden, sehpadan, hapisten...Kitlesel cinayetlerin deha çapindaki katili

Stalin, begenmedi adamlarinin izahatlarini...

Bir kadeh daha votka çekerek söyle dedi: - Halkin karşınızda baş eğip durmasi için ne yapmaniz gerektigini durun da su beyinsiz kafalariniza çivi gibi çakayim...

Hemen hizmetçileri çagirip emretti.

- Çabuk bana bir tavuk getirin...

Aceleyle bir tavuk kapip getirdi adamlari...

Stalin, kafalari iyice dumanlanmis adamlarinin gözleri önünde basladi canli canli tüylerini yolmaya tavugun,... Bütün tüyleri yolunup cascavlak kalan tavugu odanin ortasina saliverdi, lider...

- Simdi izleyin bakalim nereye gidecek bu saskin tavuk... Zavalli tavuk bu azaptan kaçip kurtulayim diye aralik kapidan disari canini atayim diyor, soguktan tir tir titriyor...Masalarin altina giriyor, köseli masa ayaklari canini yakiyor...Duvar diplerine kosuyor teleksiz, tüysüz kanatlari yara bere içinde kaliyor...Sömineye yaklasiyor tüysüz derisi kavruluyor...

Çaresiz, tüylerini yolan Stalin'in bacaklari arasina saklanip, siginiyor...O zaman Stalin, cebinden bir avuç yem çikarip önüne tane tane ativeriyor yolunmus tavugun...Yemlenen tavuk, Stalin nereye yönelse pesinden kosuveriyor..

Agizlari bir karis açik kalan dostlarina bakip, pos biyiklarinin altindan gülerek söyle diyor Stalin:

- Gördünüz mü, Halk dediginiz topluluk bu tavuk gibidir.Tüylerini yolup al ve serbest birak... O zaman yönetmek kolay olur... Stalin'in sofra dostlari hayretler içinde kalip " Vay anasini birader...Adamdaki akila bak..." diye baslarini salladilar...

Bu gerçekten olmus mu, yoksa uydurulmus bir öykü mü bilmem. Ancak " Stalin'in Tavuğu " diye bir tabir var...Bu tabire uyan nice halk, nice yönetici görmedik mi biz de su kisacik hayatimizda... Hele de, tüylerimiz yolundukça AB liderlerinin bacaklari arasina girip, ara sira önümüze serpistirdikleri yemleri pesinden kostukça... Aklimiza hep bu hikaye geliyor! ! !
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 24.02.2008
 
 FARZZET KI OLDUN
 

İstersen gel bir beş dakika ölümü düşünelim. Ama senin ölümünü nasıl mı?
Şöyle: Düşün ki hiç hesapta olmayan, hep ertelediğin, ölüm; sana genç yaşta geldi. Eve haber saldılar; çocuğunuz hakkın rahmetine kavuştu. Aldılar seni sana özel tek kişilik odaya ağırladılar. Morgdasın. Buz gibi bir mekân. Birazdan sevdiklerin başına üşüşüp ağlayacaklar. Beyaz kefenin başucu en yakının tarafından açılıyor. Seni gören fenalık geçiriyor. Sana can veremiyorlar. Sen morgda bir kişilik yeri işgal ederken boyuna göre küçük yatağın (kabrin) çoktan hazırlanmış.
O geceyi tüyleri diken diken eden yerde geçirirken sıcacık yatağın korku salacak evdekilere.
Rahmetlinin yatağıydı diyecekler. O odan korku salacak.Ölümün birçok kişiye kısa zamanda unutacakları önemli dersler verir. Ölümünle kimi dul kalacak, kimi yetim. Kimine evlat acısı tattıracaksın, kimine adını koyamadığımız acılar. Sen hala o soğuk yerdeyken cenazenin kılınacağı camii ve kılınacak namaz vakti belirlenmiş ve kısa bir zaman diliminde yakın çevrene bildirilmiştir. Cepten arayanlara şu ses ne güzel mesaj verirdi: "Aradığınız kişiye ulaşılamıyor. Lütfen tekrar denemeyiniz. Ona artık ulaşamazsınız. O artık dünyalı değil. Lütfen numarasını silin.'' Numaran anında silinir. Telefonlardaki numaran ölüm kokar. Sen morgdayken ölüm ve ölümün konuşulacak evlerde. Ne kabare programları güldürür ne de savaş görüntüleri üzer.
Gündemde sen varsın. Ölümün var.
Şu konuşmalar çok işitildi:
_ Acaba sıra kimde?
_ Senden sonra acaba kimin adı okunacak?
_ Daha dün görüşmüştüm!
_ Hala inanamıyorum!
_ Demek ki ölümün yaşı yok!
_ Bir gün biz de öleceğiz.
Ve sabah olur.
Dünyada bir gün bile kalmana razı olmazlar. İlk kez varlığın sıkıntı verir. Sen hala oracıktayken ğasilhane kapısına adın yazılır. Orası ne hamamdır ne de evindeki banyo. Ömürde bir defa yıkanılan bir yerdir orası.
Buz tutmuş bedenin sıcak sular altında çözülürken tenine dokunanlara unutamayacakları bir ürperti verirsin. Ve ölümünden sonra ikinci durağın olan tahtadan yapılmış bir binek kapı önünde seni bekliyor.
Ömürde bir defa binilen tek binektir o. Ve iki üç kişinin yardımıyla cansız bedenin tabuta koyulurken kılını dahi kıpır tadamayacaksın. Yine ömründe ilk ve son kez bineceğin bir araba sana özel kiralanmış. Ve yola koyuluyorsun.
Canlılar arasında kıvrıla kıvrıla ölüm dansı yaparak en azından Cuma kıldığın camiye geliyorsun. Daha doğusu getiriyorlar. O kalabalıkta tek ölü sensin. Ve sana ölü muamelesi yapacaklar. Çünkü sen ölmüşsün. Musalla taşı. Taşların en ürperteni! Taşların en acımasızı! Taşların en soğuğu!
Senin için toplanan kalabalık, öne geçmen için yol açıyor. Ve o taş kim bilir kaçıncı konuğunu ağırlıyor! Ne ölüler geçti o tezgâhtan!
Senin oradaki varlığın bir sünnet namazına vesile. Kılınan namazdan sonra; Rahmetliyi nasıl bilirdiniz? Sorusuna seni tanıyan da tanımayanda iyi bilirdik derler. İşlediğin günahları gözlerinin önüne getirdiğinde iyi ki bilmiyorlar dersin.
Ürperttiysem bana kızma! Bu, senin, dünya hayatına yeni bir bakış açısı yakalaman içindi. Çünkü ölümü düşünmek az hata yapmanı sağlar.

Ölümü Anmak ve Hatırlamak ile ilgili Efendimiz s.a.v. den bazı hadisler:
r0;Zevkleri ortadan kaldıran ölümü çok hatırlayınr1;
r0;Hz.Aişe Rasulullah s.a.v. e sordu ki; -Şehitlerle haşrolacak başka kimse var mı? Efendimiz s.a.v. buyurdu: -Evet vardır günde 20 kez ölümü anan kimse şehitlerle birlikte haşrolunur.r1;
r0;Ölüm mür17;minin hediyesidirr1;(çünkü dünya bir mahpus gibidir..nefsi ile daima mücadele eder ve şeytanın saldırılarına müdaafa eder Mür17;min kendini..Ölüm ise onun bütün bu zorluklardan kurtulması demektir..)
r0;Ölümü çokça anın, çünkü o , (sizi) günah işlemekten alıkoyar ve dünyadan yüz çevirtir.r1;
r0;Ölümü hatırlayın ve dikkat edin, nefsim kudret elinde olan ALLAH c.c. a and olsun ki, eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, çok ağlar az gülerdiniz.r1;
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 05.02.2008
 
 MEMUR MAASLARI
 
ABD Başkanı, İngiltere Başbakanı ve Türkiye Başbakanı bir gün bir toplantıda bir araya gelmişler.

Tabii, 3 lider bir arada olur da, sormaz mı gazeteciler? Önce ABD başkanına sormuşlar:

- ABD´de bir memur ne kadar parayla geçinir? Siz kaç para veriyorsunuz?

Başkan cevap vermiş:

- Valla ben memura en az 2000 dolar veririm. 1000 doları ile geçinirler. Geri kalan 1000 doları ne yaparlar, nerede harcarlar, hiç sormam.

Gazeteciler aynı soruyu İngiltere başbakanına da sormuşlar. O da cevap vermiş:

- Ben, memuruma ortalama 3000 sterlin veririm. Geçinmesi için 2000 sterlin yeterli. Artan 1000 sterlini ne yapar, nerede harcarlar, sormam, beni hiç ilgilendirmez.

Her ikisinden bu cevapları alan gazeteciler, aynı soruyu bizim başbakana da sormuşlar.

- Valla, demiş bizimki, Türkiye´de bir memurun geçinebilmesi için en az 1 milyar lira lazım. Ama ben taş çatlasın 400 milyon lira veriyorum. Geri kalan 600 milyonu nereden bulurlar, nasıl geçinirler hiç sormam.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 22.01.2008
 
 BIR DOGA YAZISI
 

Dağda özgürce yaşayan bir inek, bir beygir, bir eşek, dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve beş yıl sonra buluşmaya karar verdiler. Her biri başka yöne yola çıktılar.

Beş yıl sonra buluşma yerine önce inek ile beygir geldi.

İkisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış, adeta çökmüşlerdi.

Beygir sordu: "Nedir bu halin inek?.."

İnek iç çekerek anlattı:

"Bu insanlar merhametsiz. Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha varmış, onu yanıma koyup çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş..."

Sonra beygir anlattı:

"Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler. O indi öbürü bindi, o indi öbürü bindi... Binmedikleri zamanlar zincire vurdular... Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğimde arkama kocaman bir araba bağladılar, bu sefer birçoğunu birden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım yav inek kardeş..."

*

Ve uzaktan eşek gözüktü.

Eşek; ıslık çala çala, taşlara tekme ata ata geldi. Mutluydu.

Şişmanlamıştı, tüyleri parlıyordu, gözlerinin içi gülüyordu, üzerinde lacivert takımlar vardı.

İnek ile beygir, "Nedir bu halin, neler oldu" diye merakla sordular, eşek anlattı:

"Bir memlekete vardım, birisi bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, duyan benim yanıma koştu, duyan koştu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım..."

"Sonra?.."

"Sonra beni başkan seçtiler..."

"Yani sen başkan mı oldun?.."

"Evet... Bir şey yapmama gerek kalmıyordu, ben bağırdıkça onlar ’Memleket seninle gurur duyuyor’ diye alkışladılar. Yiyecek birçok şey vardı. Ben ise yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım..."

"Pekiii... Senin eşek olduğunu anlamadılar mı?..."

Eşek yanıtladı: "Anladılar anlamasına da iş işten geçmişti..."

 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 23.07.2007
 
 GUNCEL BIR YEMEK DARIFI
  *ULKE BASI KAPAMA*

*Malzemeler: *

1 adet az gelismis ulke, Bir tepeleme yag, Bol
miktarda yabanci sermaye,

Envai cesit televizyon dizisi, Bol miktarda provakasyon, Birkac
skandal,

1 tutam asparagas haber,

1 baraj su,

1 adet yabanci dil,

1 yigin hamburger,

1 kasa kola, Aldigi kadar dis borc,

1 adet Bush.



*Hazilanisi: *

Tam olmamislarindan bir adet ulke alinir ve cok onceden 1 adet Bush'ta bekletilmis bir tepeleme yagla iyice yaglanir. Daha sonra bol miktarda serbet hazirlanip nabzina gore azar azar yedirilir. Serbeti yiyince salinan ulkenin yer kabugu kolayca kaldirilir ve yer alti kaynaklari yavas yavas soyularak, ince ince dilimlenir. Ardindan kisik atese oturtulur ve yabanci sermaye ulke icine yavas yavas ilave edilip, milli piyasaya karistirilir.

Daha sonra suzgecten gecirilerek, kalan ic sermaye ayiklanir. Suzulen ic sermaye bir kaba konularak icine aldigi kadar dis borc eklenir ve ates arttirilir. Dis borcun tadi cok agir oldugundan, ulkenin tadini bozup fark edilmesin diye, borclanmis ulkenin icine, daha onceden ince ince cekilmis televizyon dizileri, yabanci dil, kola ve hamburger azar azar katilarak cirpilir ve eklenmis dis borc ulke icinde iyice bir kaynatilir.

Sonra

ulke diri kalmasin diye bir baraj suya birkac skandal ve asparagas
haber katilarak calkalanir ve koyulasmaya baslamis ulkeye ilave edilerek, ulke gundemi iyice bir sulandirilir. Daha sonra yine suzgecten suzulur ve ulke icindeki vatan aski, ana dil, iman ve turkuler ayiklanir.

Son olarak bol miktarda provakasyon ilave edilip ates biraz daha arttirilir.

Artik tum milli suur ve sermayeden ayiklanmis ve yenmeye hazir hale gelmis ulke, bir iki tasim daha kaynamaya birakilarak kapagi kapatilir.

Sonra ulke kazayla (!) ocakta unutulur ve tam tasmak uzereyken yetisip bir guzel kurtarilir.

Arzuya gore cifte kavrulmus vatandas basi ve kolayla servis yapilir.

Hepinize zafiyet olsun.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 19.07.2007
 
 ADAM DEDUGUN
  ADAM DEDUGUM
Surmenenun yukari ovali koyunde baldayla odun kiran Emine ablaya sorulmuslar:-Emine abla;oduni bile sen keseyisun,ne ise yarar su senun herif
Emine abla cevap vermis:-Adam dedugun silah cibidur,oyle her yerde kullanilmaz.Cok muhim islerde devreye cirer der.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 27.06.2007
 
 MURAT 124
  Bir Ferrari, Bir Lamborghini ve Murat 124 ...

Temel, yıllar sonra kavuştuğu elden düşme Murat 124 arabasıyla yolculuk yaparken bir anda araba arıza yapar. Yolun kenarına çeker. Motor kapağını açar, ne oldugunu anlamaya çalışırken bir Ferrari yanına yanaşır. "Hemşerim, arabanın nesi var? İstersen senin arabayı benimkine baglayalım, çekeyim seni ilk tamirciye kadar." der. Çok sevinir Temel bu teklife. Hemen Murat'ı kalınca bir halatla Ferrari' nin arkasına bağlarlar. Ferrari' nin sahibi genç uyarır, "Ben hız yapmayı çok severim. Eğer farkında olmadan aşırı hız yaparsam, sen selektor yapar beni uyarırsın!" Temel "Tamam!" der ve yola koyulurlar. Bir sure sonra Ferrari gaza basmaya başlar, 60,80, 100... derken Murat124 arkadan selektor yapar. Ferrari durumu hatırlar ve yavaşlar, bir sure sonra Ferrari tekrar gaza basar, 70, 80,100... Murat tekrar hatırlatır. Ferrari yavaşlar.Yollarına böyle devam ederlerken bi Lamborghini Ferrari' ye yaklaşır ve ''Kapışalım mı?" der. Ferrari yanıtlar, -"Nesine?" -Lamborghini "340 km. otedeki benzinliğe ikinci varan, ilk varanın deposunu doldurur." Ferrari kabul eder ve yarışa başlarlar. 120, 140, 180, 220... Gaza basmaktadırlar. O arada trafiği kontrol eden polis helikopterinde görevli polis Genel merkeze bilgi vermektedir: "Komiserim, şehrin kuzeyindeki yolda trafik güvenliği tehdit altında!!! 3 araç yarış yapıyor. Bir Ferrari ile bir Lamborghini saatte 300 km hızla yanyana gidiyorlar, arkadan da bir Murat 124 onları geçmek için 10 dakkadır selektör yapıyor!".
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 23.03.2007
 
 GERCEGI ISTIYORUM
  'Gerçeği istiyorum, sadece gerçeği' dedi ruh
Göz dedi ki: gerçek sadece görebildiklerimdir
Kulak dedi ki: gerçek sadece işitebildiğimdir
El dedi ki: gerçek sadece dokunabildiğimdir
Dil dedi ki: gerçek sadece tadabildiğimdir
Burun dedi ki: gerçek sadece koklayabildiğimdir.

Akıl yetinmedi bununla
Kalp tatmin olmadı..

Hayal etmek gerçekleri
Hayal etmek hayalleri
İkisi de insana özgü
Gerçek hayal edilebilir
Ancak hayaller gerçek olmaz


Ruh: Yeter! Sıkıldım sizlerden.. Hapsettiniz beni hep. Bırakın, kurtulmak istiyorum..
Beden: Ne oluyor? Ne bağırıp duruyorsun. Ne itip kakıyorsun beni..Çıkamazsın dışarı otur oturduğun yerde. Güya akıl ve kalble ortaklık yapıp benden kurtulacaksın ha..Bilmem nerden öğreniyorsun bu özgürlük türkülerini.
Akıl: Evet özgürlük istiyoruz, hayal ediyorum özgürlüğü ama bilmem heralde çıkamayacağız bu karanlıklardan.
Kalb: Hey akıl, aklını başına al. Umutlarımıza ne oldu.. Kendine gel. Sen inan. Hep beraber bedenin zindanından kurtulacağız. Ben de öyle bir iksir var ki. Hepimizi kurtaracak.
Akıl: Nedir o?
Kalb: Gerçek.
Akıl: Gerçek mi?
Beden: Ha ha ha(Alaycı alaycı güler)..Ben de birşey sanmıştım.. Gerçekle mi kurtulacaksınız benden.. Ne gerçeği hangi gerçek? Sizi zavallı ütopyacılar sizi..
Kalb: Evet gerçek. Henüz ne olduğunu bilimiyorum, ancak eminim bulacağım.



(Devam eder, gerçeği bulunca)
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 08.03.2007
 
 BASIMIZ DERTTE
 


Yaşadığımız kentten kilometrelerce uzakta bir ingiliz kasabasında yaşayan iki afacan kardeşin
hikayesi,,,,,,

Yaşadıkları bölgede Kırık cam, Kuyruğuna teneke bağlanmış kedi, Inik araba lastiği, Kapıdan çalınan
sütler gibi pekçok hadisenin faili
olarak bu iki afacan kardeş gösterilmekteydi...
Kasaba halkı artık "illallah" demişlerdi afacan
kardeşlerden, haklıydılar....
Ailesinin bile zaptetmekte zorlandığı bu afacanları yola getirmek için kilise fikri ortaya
atıldı...
Bunları ancak asabiyetiyle nam salmış rahip dizginleyebilirdi...
Ailesi iki afacan kardeşi kiliseye rahibin yanına götürdü...

Once büyük kardeş rahiple başbaşa kaldı...

Rahip karşısındaki çocuğu ürkütmek istemeyen bir tavırla sordu söyle yavrum, tanrımız nerde?"

Küçük afacan başını öne eğerek sustu...

Rahip sakinliğini koruyarak:
Söylesene evladım tanrımız nerde?"

Evladım sana soruyorum tanrımız nerde????"
-"???"

Asabi rahipin sinirleri bozulmaya başlamıştıöylesene yav tanrımız nerde?"

-"???"

Seni aşağılık afacan benim sorularıma cevap ver
tanrımız neeerdeeeee!!!!!!!"

Rahibin sinirden kıpkırmızı olduğunu gören afacan
çocuk hızla kiliseden kaçtı..
Kapıda sırasını bekleyen kardeşinin elinden tutarak evlerine doğru koşmaya başladı...

Iki afacan odalarına girip kapılarını kapattığında
küçük kardeş
ağabeyine:

Biz kimden ve neden kaçıyoruz?" diye sordu.

Soluk soluğa kalan büyük kardeş ise:
-"Bu sefer başımız gerçekten
dertte...

Tanrı kaybolmuş, bizden biliyorlar......."
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 10.01.2007
 
 FIKRALARDAN PAY CIKARMAK
  Adamin biri her zaman yaptigi gibi saç ve sakal tirasi
olmak için
berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir
sohbete
basladilar. Degisik
konular üzerinde konuþtular. Birden Allah ile ilgili
konu
açildi...
Berber: " Bak adamim, ben senin söyledigin gibi
Allah'in
varlýgina
inanmiyorum."
Adam: " Peki neden böyle diyorsun?"
Berber: " Bunu açiklamak çok kolay.Bunu görmek
için
disariya
çikmalisin. Lütfen bana
söylermisin, eger Allah var olsaydi,
bu
kadar
çok sorunlu, sikintili, hasta insan olur muydu, terk edilmis
çocuklar
olur muydu?Allah
olsaydi, kimse aci çektirmez, birbirini üzmezdi. Allah
olsaydi,
bunlarin
olmasina izin verecegini sanmiyorum...
" Adam bir an durdu ve düsündü, ama
gereksiz bir tartismaya
girmek
istemedigi için cevap vermedi.
Berber isini bitirdikten sonra adam disariya çikti.
Tam o
anda
caddede
uzun saçli ve sakalli
bir adam gördü. Adam bu kadar daignik
göründügüne göre
belli ki tiras olmayali uzun süre geçmisti.Adam berberin
dükkanina geri
döndü.
Adam: " Biliyor musun ne var, bence berber
diye bir
sey
yok"
Berber: " Bu nasil olabilir ki? Ben buradayim
ve bir
berberim.
Adam:" Hayir, yok. çünkü olsaydi, caddede
yürüyen uzun
saçli ve sakalli
adamlar olmazdi."
Berber: " Himmm... Berber diye bir sey var ama o
insanlar
bana gelmiyorsa, ben
ne yapabilirim
ki?"
Adam: " Kesinlikle dogru! Püf noktasi bu!Allah
var, ve
insanlar ona
gitmiyorsa, bu gitmeyenlerin tercihi. Iste dünyada bu
kadar çok aci
ve keder
olmasinin nedeni!"
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 09.12.2006
 
 DEHŞET AMA BİR OKADARDA İLGİNÇ HAYAT HİKAYELERİ
  Gülelim mi yoksa ...

1. Jake Fen isimli Macar adam, esini korkutmak için kendini asmis pozu verdi... Eve gelen es kocasini o halde gorünce bayildi..Kapiyi açik gören komsu kadin içeri girince iki cesetle karsilastigini sanip evi soydu.Topladiklari ile çikarken Jake kadina bir tekme atti. Cesedin canlandigini sanan kadin korkudan öldü..Jake beraat etti..

2. New York'ta 5'inci caddede bir adama araç hafifçe çarpti. Adama birsey olmamisti.. Soförle konustu ve kalkacakken olayi gören biri yanina gelerek,kalkmazsa sigortadan para alabilecegini soyleyince yeniden aracin önüne yatti. Araç sürücüsü ise adamin gittigini düsünerek gaza basti ve adam öldü...

3. Bayan Carson Amerika'nin New York kentinde yasiyordu.. Birgün eglenmek için cenaze isleri yapan bir sirketle anlasti. Sirket eve telefon etti ve bayan Carson'un kalp krizi geçirip öldügünü söyledi . Aile hemen kostu. Bu sirada tabutun içinde yatan bayan Carson birden dogruluverdi. Ama kizi o anda kalp krizi geçirip öldü...

4. Romollo Ribaldo issizdi. Pisa kentinde oturan 42 yasindaki bu Italyan birgün, tabanca ile intihar etmeye hazirlandi. Esi onu engellemek icin dil döktü.. Sonunda Romolo aglamaya basladi ve intihardan vazgeçip silahini yere firlatti. Ates alan tabancadan çikan mermi esine isabet etti ve esi öldü...
 
 Ekleyen : kalpsiz - (ERTUĞRUL VELİ) Türü : Fıkra Tarih : 21.11.2006
 
 kadın zekası
  Günün birinde üç adam yürürken karşılarına büyük ve vahşi bir nehir çıktı.. Nehrin karşı kıyısına mutlaka geçmeleri gerekiyordu.
Birinci adam, dizlerinin üzerine çöktü ve tanrıya dua etti:
"Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ver!"
Tanrı ona uzun kollar ve güçlü bacaklar verdi. Böylece nehrin karşı kıyısına geçebildi.
Ancak bunun için 2 saat boyunca dalgalarla boguştu ve neredeyse 3-4 kez bogulma tehlikesi geçirdi. Ama başarmıştı.
Bunu gören ikinci adam da Tanrı'ya dua etti:
"Tanrım lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ve gerekli aracı ver!"
Tanrı ona bir tekne verdi ve o da nehrin karşı kıyısına geçmeyi başardı, ancak birkaç kez alabora olma tehlikesiyle karşılaştı..
Tüm bu olanları izleyen üçüncü adam, dizlerinin üzerine çöktü ve Tanrı'ya yalvardı :
"Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç , araç ve zeka ver!"
Bunun üzerine Tanrı adamı bir kadına dönüştürdü.. Kadın haritaya baktı.. Nehrin biraz yukarısa dogru yürüdü ve köprüden karşıya geçti..
 
 Ekleyen : kalpsiz - (ERTUĞRUL VELİ) Türü : Fıkra Tarih : 21.11.2006
 
 HAMAL
 

HAMAL


Bir sehrin en zengini oldugunde, tellallar sokaklara dokulup;
"Ey ahali",diye bagirmislar. "Biliyorsunuz Veli efendi oldu. Bir vasiyeti
var.Ahiret hayatina alisabilmek icin, kendisine bir gunluk yardimci
ariyor.Kim ki, mezardaki ilk gecesini onunla beraber girerse, Veli
Efendiye ait servetin yarisi kendisine verilecektir

Ey ahali,duyduk duymadik demeyin....

Tellallarin butun cabasina ragmen kimse bu parlak, fakat
korkul vasiyete kulak vermemis. Ama sonunda, sehrin en fakir sirt hamallarindan
birisi cikmis ortaya. Adamcagiz bakmis ki, hayatta zaten
sirtindaki kufesinden
ve ipinden baska bir sey yok. O halde "hamal olarak yatip, ertesi
sabah zengin olarak kalkarim" diyerek razi olmus...Genisce bir
mezara,iyice kefenlenen zengini ve yanina hamali yatirmislar.Az
sonra sual melekleri gelmis
"Ikisi de bize emanet" diye konusmuslar. "Zengin nasil olsa
kalacak, su hamaldan baslayalim."
Sormuslar
- "Dunyada malin mulkun var miydi?"
- "Alay etmeyin" demis, hamal. "Sirtimdaki kufeden ve ipten
baska hic bir seyim olmadigini siz de bilirsiniz."
- "Peki diye eklemis melekler, "o ipi ne karsiliginda aldin?
Sonra kufeyi ne is gordun de nasil elde ettin?"
Anlatmis hamalcagiz.
- "Bes kisinin malini 10 kurusa tasidim. Ikisini yedim,
sekizini sakladim. Ertesi gun de ayni isleri yaptim. Yemedim icmedim,
ucuza tasidim ve bunlari aldim."

Melekler

- *Cik demisler, cik... Olmadi.... Hasan Efendiden aldigin
para, hak ettiginden cok dusuk. Biz ondan bunun hesabini soracagiz.
Mehmet Efendiyle de ucuza anlasmis ve ucuza tasimissin...."

- Iyi ama, diye cevaplamis hamal, hakettigim parayi isteseydim,
bana tasittirmazdi. Tasittirmayinca da ac kalirdim....."

- "O bizim isimiz" demis melekler, "nasil olsa buraya o da
gelecek.Biz senin adina ona sorariz."

Melekler, hamal´i sIkistirmaya devam etmis.

- "Soyle bakalim, aldigin paranin kacini yedin, kacini sakladin?"

- "On kurus aldi isem, yarisini sakladim... iki kurus aldi
isem, bir kurusunu biriktirdim..."

- "Cik" demis melekler... "Yine olmadi, hem ucuza tasimissin,
hem de gidandan kesmissin... Yani sen, kendi nefsine
zulmetmissin...Nefsine zulmetmek de gunahtir, bilmez misin?..."

Hamalcagiz ne cevap verecegini dusunup ecel terleri dokerken,
sabah olmus. Acilan mezardan yukariya bir bakmis ki, butun
millet orada...
Kadi Efendi ve sehrin mehter takimi da kendisini bekliyor. Bir
kiyamet ki sormayin."Kutlu olsun" demisler... "Bu gece kimsenin
yapamayacagi bir isi basardin ama, bak artik zengin oldun."

- "Yooo", diye bagirmis hamal. "Istemem , sizin olsun... Ben ,
bir iple kufenin hesabini sabaha kadar veremedim, Ya o kadar
servetim olsaydi,ne yapardim?"
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 18.11.2006
 
 KALK GIDIYORUZ
 
Tik.Tik TIK.... Kim o ? Hazirlan gidiyoruz.. Sen Kimsin? Nereye gidiyoruz ? Siran geldi. Gerçek evine gidiyoruz. Gerçek ev mi? Sen! Yoksa! Evet. Haydi gidelim. Dur bir dakika.. bir sürü yarim isim var. isin yarim kalmaz birileri tamamlar. Oyalanma artik. Çocuklar, onlar daha çok küçük, bari vedalasaydim. Sen olmadan da büyürler, haydi bekliyorlar. Bekliyorlar mi? Onlar da kim ? Gidince görürsün. Anladim. Anladim ama kalbini kirip, gönlünü alamadiklarim, iyiligini görüp, karsilik veremediklerim var. Anlayacagin borçlu gitmek istemiyorum. Bunu zamaninda düsünseydin! Zamaninda mi? Iyi de ben hep zamanim var saniyordum. Hepiniz aynisiniz.. Zaman dedigin, içinde bulundugun an.. Bunun ötesi yok. Keske, keske... Devam et.. Bugünü yasarken hep yarinin var gibi davrandin..Üstündeki uniformanin (insan olmanin) sorumluluklar var... Yerine getirmedin.. Bu sana bir uyariydi simdi gitmiyoruz... Ama her an gidebiliriz.. Bir daha geldigimde önünde umut, arkanda pismanlik olmasin !.........
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 01.11.2006
 
 ben veririm
  BEN VERİRİM

Zengin ve soylu olan biri,tek kişinin geçebileceği kadar küçük olan bir filozoflo karşılaşınca:

-“Ben bir serseriye yol vermem” deyince,Filozof:

-“Ben veririm..!”

 
 Ekleyen : mht - (mehmet okutan) Türü : Menkıbe Tarih : 31.10.2006
 
 AVRUPA BIRLIGI
  AVRUPA BİRLİĞİ
>
>Yıl 2050. AB Komisyonu Başkanı odasında otururken, yardımcısı içeriye
>heyecanla girer:
> -Efendim, Türkiye tüm isteklerimizi yerine getirdi. Onları AB'ye alacak
>mıyız?
>AB Başkanı:
> -Yok canım, henüz olmaz. Git, duyur, Tüm Türkiye İngilizce konuşacak,
>Türkçe'yi yasaklıyorum.
> -Efendim onu 5 sene önce yaptılar. Hatırlamıyor musunuz?
> -O zaman söyle Kıbrısı versinler..
> -Efendim onu da 40 sene önce verdiler zaten...
> -O zaman söyle güneydoğuya özerklik versinler.
> -Aman efendim, Türkiyede güneydoğu mu kaldı, 2020'de bağımsız devlet oldu
>ya orası zaten.
> -O zaman söyle (sözde)ermeni soykırımını tanısınlar.
> -Efendim, sadece ermeni değil, Pontus, Yunan, Bulgar, Rus, Ukrayna,
>Moldova soykırımını bile tanıdılar,
> hatta Çanakkale savaşından dolayı İngiliz, Avustralya, Yeni Zelanda
>soykırımını bile tanıdılar ya.. nasıl unuttunuz.
> -Hmm. O zaman söyle, kokoreç yasaklansın.
> -Aman efendim, onu yemeyi 2007'te bıraktılar.
> -İsa aşkına, ya ne bileyim? Kınayı yasaklayın, yakamasınlar.
> -Ooooo. Beyefendi.Onu da çoktan bıraktılar.
>AB Başkanı düşünüp taşınır ve;
> -EEEE...DAĞITIN O ZAMAN AVRUPA BİRLİĞİ'Nİ...
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 31.10.2006
 
 USTALIGIN BEDELI
  Bir fabrikada imalat hattindaki çok önemli olan ana makinalardan biri arizalaninca fabrikadaki tüm üretim durdu. Mevcut teknisyenler
makinayi çalistirmak için çok ugrastilar, ancak ne yaptilarsa nafile bir türlü basaramadilar.
Sonunda disaridan uzman çagirdilar. Uzman gelip makinayi inceledi duruma bakti. Sonra çantasindan çekiç çikartti. Elinde çekiçle
makinaya yaklasti ve makinanin belli bir noktasina elindeki çekiçle dikkatlice sert bir vurus yapti. Makina hemen çalismaya basladi
ve hiç bir ariza olmamis gibi devam etti. Fabrika tekrar harekete geçti.
Uzman fabrikadan ayrildiktan iki gün sonra fatura gönderdi:'Hizmet bedeli karsiligi 1.000 USD'. Fabrika müdürü bu faturaya çok
kizdi. Tepesi atti ve bir çekiç darbesi için bin dolari çok buldu. Uzmandan ayrintili fatura göndermesini istedi.
Uzmandan bir gün sonra asagidaki ayrintili fatura geldi:
Makinaya çekiçle vurma bedeli ... 1 $
Nereye vuracagini bilme bedeli... 999 $
Toplam........................... 1.000 $>
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 04.10.2006
 
 RIZKIMIZ
  Bazen insanin rizki onu kendiliginden bulur..

Zahidin biri "Herkesin rizki Allah'tan (c.c.) gelir" hadisinin manasini anlamak istiyordu. Basini alip çöllere düstü bir kenarda
yatip uyudu. Kendi kendine: - "Bakalim rizkim nasil gelecek" diyordu.
Derken bir kervan yolunu kaybetti, gele gele o zahidin yattigi yere geldiler.
O zahidi yatiyor görünce, birisi:
- "Bu adam neden böyle yolun izin ugramadigi bu yerde yatiyor? Kurttan, düsmandan korkmuyor mu? Ölü mü yoksa diri mi?" dedi.
Kervandakiler onun yanina vardilar. Zahit bakalim ne olacak diye hiç sesini çikarmadi. Ne vücudunu oynatti ne gözünü açti.
Kervandakiler bunu görünce:
- "Bu zavalli açliktan ölüm derecesine gelmis" dediler. Ekmek ve yemek getirdiler.
Zahit dislerini iyice sikti. Adamlar biçak getirip dislerinin arasina sokarak zorla agzini açtilar. Çorbayi agzina dökerek yemekleri
zorla agzina tikistirdilar.

ALLAH bir insana rizkini böyle zorla da olsa verir. Eger kisi kaçsa gitse rizki da onun arkasindan onu takip edip onu mutlaka bulur
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 02.10.2006
 
 A'DAN SORA ??
  A'dan sonra ne gelir?

Kalabalık bir ilkokulun birinci sınıfında, kırk-elli öğrencinin gürültüsüne, yaramazlığına rağmen öğretmen hiç şikayetçi değildi. Çünkü hepsi de okuma-yazma öğrenmek için istekliydi. Harfleri tanıyor, kelimeleri sökebiliyorlardı. Ama bir öğrenci vardı ki, öğretmen ne yaptıysa çocuğa daha "a" harfini bile söyletememişti. Her defasında yaşanan aynıydı:

Öğretmen tahtaya koca bir "A" harfi yazıyor, sonra çocuğun yanına gelip "A" diyor, onun da tekrar etmesini istiyordu. Ama çocuk her defasında kollarını göğsünde birleştirip dudaklarını sıkı sıkı yumuyor, sonra da "hayır" dercesine başını öne arkaya sallayıp duruyordu. Öğretmen ne kadar yalvarırsa yalvarsın, ne kadar "A" demenin sana hiçbir zararı yok, sen çok akıllı bir çocuksun haydi..." dese de sonuç değişmiyordu.

Sonun da öğretmen pes edip çocuğun anne-babasını okula çağırdı. Üçü bir yandan çocuğu "a" demesi için ikna ya çalıştılar. Israrlara dayanamayan çocuğun ağzından nihayet bir "a" sesi çıktı.

Bu büyük başarı öğretmeni sevince boğmuştu! "Bak gördün mü, ne kadar güzel "a" dedin. Şimdi bir de "b" de bakalım.

Öğretmenin bu isteği cin bakışlı çocukta beklenmedik bir tepkiye neden oldu. Küçük çocuk yumruğunu sıraya patlattı. Ve bağırarak şöyle dedi.

"Biliyordum ben, biliyordum! 'A' dediğimde ardından 'B' nin, sonra da diğerlerinin geleceğini biliyordum. Daha sonra da benden okumamı-yazmamı isteyeceğinizi de biliyordum. "A" yı da o yüzden söylemek istemiyordum zaten!"

 
 Ekleyen : mht - (mehmet okutan) Türü : Fıkra Tarih : 23.09.2006
 
 Temel ve Maymun
  Nasa uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Gönüllü başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel; 3 aylik ikinci bir eğitim ile iyi bir astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel'in ilk işi; kendisine sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak olmuş. Maymunun görevleri: "Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak; her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak; füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek; yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek..." diye devam ederken; okumaktan sıkılan Temel, kendi görev kartını açmış : "Maymunu iyi besle!"

 
 Ekleyen : laz_antalyalı - (emin VELİ) Türü : Fıkra Tarih : 17.08.2006
 
 TEMEL KICIKLIĞI
  TEMEL GICIKLIĞI

TEMEL BİR GÜN ECZANEYE GİRMİŞ TAVUK VARMİ HEMŞERİM DEMİŞ ECZACI:KARDEŞİM TAVUK OLMAZ BURDA BAK İLAÇ SATAYRUK DEMİŞ
TEMEL ERTESİ GÜN TEKRAR GİDİP TAVUK VAR MI DEMİŞ ECZACI :LA OĞLUM BENİM BAŞIMI BELAYA SOKMA YOK OLMAZ BURDA DEMİŞ TEMEL NE KIZAYSIN MADEM YOKTU SENDE CAMA YAZ BURDA TAVUK YOKTUR DİYE DEMİŞ ADAM KOCA ECZANEYE YAZMIŞ BURDA TAVUK YOKTUR DİYE...
TEMEL ERTESİ GÜN GELMİŞ TAVUK NE ZAMAN GELECEK HEMŞERİM DEMİŞ


 
 Ekleyen : mht - (mehmet okutan) Türü : Fıkra Tarih : 15.07.2006
 
 ARSLAN OĞLU ARSLAN
  Arslan Oğlu Arslan


Temel askerdeyken yeni basçavus gelir ve tüm bölüge söyle der:

- "Sakin benim adimi unutmayin, benim adim Arslan Oglu Arslan...Eger adimi unutursaniz geldigimde caniniza okurum" der ve gider.

Aradan haftalar geçer ve Basçavus gelir herkeze adini sorar ve hepsi bilir. Sira Temel'e gelir. Temel:

- "Bi hayvan oglu hayvandi ama haçen tam hatirlayamayrum


 
 Ekleyen : mht - (mehmet okutan) Türü : Fıkra Tarih : 15.07.2006
 
 Temel ile cemal
  temel birgün gazinoya fadime kumar oynuyordu temel sorar nasıl gidiyor papatyam kaybediyorum der.aradan biraz zaman geçer yine sorar nasıl gidiyor kuşum cemal dayanamamış sormuş sen niye fadimeye kuş isimleriyle muhattap ediyorsun temel cevap verir bukadar kişinin içinde kuşbeyinli diyememya  
 Ekleyen : sandıkcı - (furkan sandıkcı) Türü : Fıkra Tarih : 03.07.2006
 
 NASIP
  Eski Sisam krallarindan Ancee adinda bir zalim, yeni yaptirdigi bir baga üzüm kütükleri diktiriyormus. Islerin bir an önce bitmesini saglamak için kölelerini hiç dinlenmeden çalistiriyormus. O zavalli kölelerden biri, bir gün pek bitkin düstügü için dayanamaz ve zalim krala: "Niçin bu kadar acele ediyorsunuz efendim?

Siz bu bagin üzümlerinden yapilacak sarabi hiç bir zaman içemeyeceksiniz ki!" deyivermis.
Kral biraz kizmissa da sesini çikarmamis.

Nihayet gün gelip üzümler yetistikten sonra, kral köleler de dahil herkesin toplanmasini emretmis. Bir müddet sonra da o bagin üzümlerinden yapilmis saraptan bir bardak getirilmesini emretmis. Daha önce kehanet gösterisinde bulunan köleyi de huzuruna çagirtmis. Sarap bardagini eline alarak:
"Söyle bakayim, benim bu saraptan hiç bir zaman içemeyecegimi tekrar iddia edebilir misin?" diye sormus. Köle söyle cevap vermis:
"Belli olmaz efendim. Içebileceginizi söyleyemem.

Çünkü dudak ile bardak arasindaki mesafe çok uzundur.

O arada basiniza neler gelebilecegini de bilemem!"

Köle sözlerini bitirir bitirmez, içeri kralin adamlarindan biri girmis.

Bir yaban domuzunun bahçeye girdigini ve asmalari kirip döktügünü söylemis.

Kral elindeki bardaktan bir damla dahi içmeden hemen disari firlamis.

Bahçede domuzun bulundugu yere kosmus.

Kral ve domuz arasinda öldüresiye bir mücadele baslamis.

Sonunda yaban domuzu mizrak gibi disleriyle,

Sisam kralinin karnini yarip ölümüne sebep olmus.

Kral bostanda, bardak masada kalmis..

Su söz olayi güzel bir sekilde ifade ediyor:
"Nasip ise gelir Hint'ten Yemen'den,

Nasip degil ise ne gelir elden?"

 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 23.06.2006
 
 SABIR , SABIR ,SABIR
  Sabir...Sabir...Sabir...
En masumane tavirlarina gaddarca yaklasanlar olacak belki.
Içindeki cocuk hafife alinacak...
Anlatmak istediklerin degil, anlasilmamis yanlarin konusulacak.
"Olsun" diyeceksin, yüzündeki gülümsemeyi kaybetmeden.
Yine de hüsnü zan edeceksin.
Allah için söyledigini yine Allah için oldugu yerde birakacaksin.
Yaradani alip yüregine, sirtini dayayip tevhidin cinarina, akibeti ukbada düsüneceksin.
Ve kalbin söyle bir hafifleyecek, damarlarina giden iyimserlik yolunu tikamadigindan...
Üzülüp aci cektiginde cileni hafife alanlar olacak belki...
Öyle bir yanacak ki icin kimseye anlatamayacaksin.
Günlerce aglayacaksin...
Sonra en yakinindaki, en yüregindeki vuracak hislerini....
Canim dedigin dönecek sirtini.
Bir "Ah!" cekeceksin ve arkani döndügünde kimse kalmamis olacak.
"Sabir" diyeceksin, yine sabir.
Eyüplerin torunluguna yakisir sabir...
"Bugün Allah için ne yaptin" sorusu geldigi an kulagina,
Verecegi cevabi bulamayanlarin tedirginligi degil,
En zor imtihanini basariyla vermis ogrencilerin rahatligi olacak ruhunda.
Basini yastiga koymadan "Elhamdülillah" diyecek,
Rüyanda cennetten kesitler göreceksin belki...
Ve sabaha erdiginde, avucunda tuttugun tesbih tanesi yine "Ya Sabir" ile baslayacak...

Uzat ellerini ve bekle.
Sabirla bekle gönül...
En geç surun sesi duyuldugunda, tutacak ellerinden resuller Resulü...
Pes etme sabret gönül...
Asil sahibini düsün sabret...
Basini sonunu kestiremedigin olaylarda bile sabret...
Pes etme sabret gönül...
FIEMANILLAH
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 23.06.2006
 
 TEMELİN ESRARENGİZ KIZI
  Temelin bir gün kızı olmuştur.
Temel buna çok sevinmiştir.
Kızı babaanne demiş babaannesi ölmüştür.
Anne demiş annesi ölmüştür.
Temel çok korkmuştur.
Baba diyincede kendisinin ölecehini düşünüyormuş
Kızı birgün baba demiş
Aşşahı mahallenin sütçüsü ölmüştür.
GÜVEN VELİ
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 22.06.2006
 
 İSYANKAR
  EZİLMİŞ BİR KENTİN SOKAKLARINDA SEVDASI YASAKLANMIŞ UMUDU KURŞUNLANMIŞ VEDE ÖZGÜRLÜĞÜ KISITLANMIŞ İSYANKAR GECELERİN İSYANKAR ÇOCUĞUNDAN KUCAK DOLUSU SEVGİLERLE HERŞEYE RAĞMEN Ş-261  
 Ekleyen : askerrüştü - (M.Rüştü OKUDAN) Türü : Menkıbe Tarih : 05.06.2006
 
 Üç kişi
  Temel Amerika'da trafik polisidir. Bisikletle yol trafiğini ihlal eden bir papazı durdurur: - "Dur, ceza yazacağım." - "Ceza mı? Yazamazsın." - "Haçan nedenmiş o?" Papaz gülerek cevap vermiş: - "Benim sağ kolumda İsa, sol kolumda Meryem var." Temel hemen atılarak: - "Uy da, yazacuğum. Bisiklete üç kişi bineysun!.."  
 Ekleyen : çevikkurt61 - (MUSTAFA TOPEL) Türü : Fıkra Tarih : 30.05.2006
 
 İdrar tahlili
  Temel hastaneye gitmektedir. Girişte birinin ağladığını görür. Yaklaşır ve sorar: - "Hayrola hemşerim! Neden ağlıyorsun?" Adam: - "Kan tahlili yaptırmaya geldim. Parmağımı kestiler!" der. Temel daha şiddetli bir şekilde ağlamaya başlar. Bu sefer susan adam, Temel'e sorar: - "Hemşerim, sen niye ağlamaya başladın?" Temel: - "Ben" der, "idrar tahlili yaptırmaya geldim."

 
 Ekleyen : çevikkurt61 - (MUSTAFA TOPEL) Türü : Fıkra Tarih : 30.05.2006
 
 Verdinizmi?
  Temel araba sürerken kırmızı ışıkta geçmiş.Tabii bunu gören polis temeli durdurmuş. Polis: - "Ehliyet ve ruhsat beyfendi!" Temel: - "Verdunuzda mi isteysunuz.."  
 Ekleyen : çevikkurt61 - (MUSTAFA TOPEL) Türü : Fıkra Tarih : 30.05.2006
 
 Yavaşla
  Temel otobanda köklemiş gazı, gidiyor... Bakmış bir tabela: "YAVAŞLA 80 km." Hızını o an 80'e indirmiş Temel. Az sonra bir tabela daha: "YAVAŞLA 60 km." Temel 60'a inmiş. Merakla giderken yeniden bir tabela: "YAVAŞLA 40." - "Yolda çalışma var galiba!" deyip 40'a düşürmüş hızını. Epeyce sonra yine bir tabela: "YAVAŞLA 15 km." Talimata uyarak 15 km.'ye düşmüş Temel. Yolun en sağından tıngır mıngır gidiyor. Ama meraktan da çatlayacak. Uflaya puflaya bir saat daha gittikten sonra yeni bir tabela görmüş: "YAVAŞLA'YA HOŞ GELDİNİZ, NÜFUS: 2500"  
 Ekleyen : çevikkurt61 - (MUSTAFA TOPEL) Türü : Fıkra Tarih : 30.05.2006
 
 Sinyal
  Temel arabası ile Taksim Meydanında dönüp duruyordu. Aynı trafikçinin önünden beşinci defa geçerken, polis de merak etti ve Temel'i durdurup sordu: - Bir yeri mi arıyorsunuz? Niye meydanın etrafında dönüp duruyorsunuz? Temel: - Sol sinyal takıldı da..  
 Ekleyen : çevikkurt61 - (MUSTAFA TOPEL) Türü : Fıkra Tarih : 30.05.2006
 
  Temel ve Maymun
  Nasa uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Gönüllü başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel; 3 aylik ikinci bir eğitim ile iyi bir astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel'in ilk işi; kendisine sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak olmuş. Maymunun görevleri: "Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak; her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak; füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek; yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek..." diye devam ederken; okumaktan sıkılan Temel, kendi görev kartını açmış : "Maymunu iyi besle!"


 
 Ekleyen : çevikkurt61 - (MUSTAFA TOPEL) Türü : Fıkra Tarih : 30.05.2006
 
 FIKRA
 

Inanc, adalet ve hak uzerine kisa ve guzel bir yazi.. sevgiler, Asuman

KARINCA
Kanuni sultan Süleyman han hazretleri döneminde kendisi sarayin bahçesinde
gezerken bir agacin digerlerinden farkli olarak solmus oldugunu farkeder.
Yanina vardiginda agaci karincalarin sardigini farkeder.
Hiddetle agaci ilaçlatmak üzere avluya yönelir, lakin birden aklina su soru
takilir:
- Karincalari ilaçlatip öldürmek caiz mi ola ki?
Hemen seyh ül-islama varir, fakat kendisini yerinde bulamaz ve
talebelerinden biriyle konusur:
- Nerede seyh efendi?
- Efendimiz çarsiya kadar indi devletlim.
- Bana bir kagit ve mürekkep getir.
- Emredersiniz devletlim.

Ve padisah seyh ül islama su tarihi dizeleri yazar:
"Agaci sarinca karinca,
Caizmidir karincayi kirinca?

Seyh ül islam yerine dönünce yardimcisi durumu anlatir ve rahledeki kagidi
gösterir.
Ve seyh ül islam da kanuni sultan Süleyman hanin dizelerinin altina o
tarihi cevabi yazar ve ölümsüz bir dörtlük haline gelir:
"Yarin Hakk'in huzuruna varinca,
Süleymandan hakin alir karinca"...

(Bir millet tesadüfen 600 yil yeryüzünde ayni bayrakla barinamaz, inanc, adalet ve Hak bir olmayinca)
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 25.05.2006
 
 NASIHAT
  Belki de hayatimizi daha kolaylastiracak ve guzel kilacak yasama dair kisa
ve oz dervis nasihatleri:
sevgiler,

Emanete ihanet etmeyin..
Halinizden sikayet etmeyin..
Büyügünüze emretmeyin..
Bos seylerde israr etmeyin..
Cahillerle sohbet etmeyin..
Nefesinizi bosa tüketmeyin..
Insanlari bekletmeyin..
Etrafinizi kirletmeyin.
Hayatinizi mahvetmeyin..
Kimseye minnet etmeyin.
Insanlari yüzüne karsi methetmeyin..
Kimseye küfretmeyin..
Kötülüge meyil etmeyin..
Malinizi bosa sarf etmeyin..
Sirrinizi açik etmeyin..
Her seyi merak etmeyin..
Suçunuzu inkar etmeyin..
Serefinizi kaybetmeyin..
Vataninizi terk etmeyin..
Iyilige niyet edin..
Büyüklere hürmet edin..
Sikintiya sabredin..
Aza kanaat edin..
Sözünüzde sebat edin..
Bildiginizle amel edin..
Hatanizi kabul edin..
Yaramaz ise def edin..
Varken tasarruf edin..
Alimlerle sohbet edin..
Nefsinizle inat edin..
Sofraniza davet edin..
Zararlisa men edin..
Seviyorsaniz ifade edin..
Kalpleri fethedin..
Misafire ikram edin..
Muhtaca yardim edin..
Bilseniz de istisare edin..
Tehlikeye dikkat edin..
Hakki teslim edin..
Unutacaksaniz kaydedin..
Esirgemeyin lütfedin..
Gariplere merhamet edin..
Kazanmaya gayret edin..
Çalisani takdir edin..
Basariyi tebrik edin..
Mazereti kabul edin..
Her an tevekkül edin..
Hastalari ziyaret edin..
Çocugunuzu terbiye edin..
Güvenseniz de kontrol edin..
Inanmayana ispat edin..
Fakirleri gözetin..
Hayir için sarf edin..
Ve herkese tebessüm edin
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 25.05.2006
 
 TEMEL NASIL ÖLDÜ
 
Bu Temel nasıl öldü yahu!
Temel’in babası vefat eder…

Cenazeye gelen bir aile dostu Temel’e sorar:

Nasıl oldu?

Cevap: 30.kattan aşağıya düştü…

Adam: Vah vah desene çok feci ölmüş…

Temel: Yok yok öyle ölmedi… tam yere düşecekken manavın tentesine çarpıp tekrar yükseldi…


Adam: Vah Vaah! Daha şiddetli çakıldı o zaman.

Temel: Yok! Karşıdaki kasabın tenteden zıpladı bu sefer karşı binanın çatısına…

Adam: Demek çatıya çarpıp öldü.

Temel: Yok ya! Çatıdan yuvarlanıp elektrik tellerine gitti…

Adam: Deme ya! Çarpıldı o zaman… Temel: Yok canım teller yaylandı babamı 200 metre yukarı fırlattı.

Adam: 200 metreden yere çakıldı öyle mi? Yazık… Temel: Yok ya yine en baştaki bakkalın tenteye…

Adam: Orda mı öldü? Temel: Yooo… Ordanda yine kasaba…

En sonunda bunalan adam Temel’e bağırarak sordu:

Ulan nasıl öldü bu adam?

Temel: “Baktık durmuyo… Vurduk!”
S.ALTUNBA
 
 Ekleyen : efsane giyim - (süleyman Altunbaş) Türü : Fıkra Tarih : 24.05.2006
 
 Uçan Temel
  Temel bir gün paraşütle atlamaya karar verir.Alır dursunuda yanına doğru bir havacılık şirketine gider.Gün gelir ve Dursun ile Temel 5000 metreden paraşütle atlarlar.Dursunda bir şey bilmediği için Temele uymaya karar verir.Dursun sorar:
-Temel paraşütü nezaman açacağuz
Temel de:
-Daha var der
3000 metre kalır.Dursun yine sorar:
-Temel daha açmayacakmuyuz da
Temel de:
-Az sonra az sonra der
1000 metre kalır
Dursun yine sorar:
-Temel hadi açalum
Temel de:
-Ne gerek var geldük zaten
 
 Ekleyen : efsane giyim - (süleyman Altunbaş) Türü : Fıkra Tarih : 06.05.2006
 
 Ford Minibusu
  Ford Minibusu


Adamin birisi sehirlerarasi yolcu tasimaciliginda kullanmak üzere Ford minibüs satin alir. Ilk sefere çikacagi gün çok heyecanlidir.
Yolculari tepelemeye doldurur ve yola çikar. Fakat minibüsü öyle hizli
kullanmaktadir ki minibüsün en arka koltugunda oturan 60 yaslarinda bir
ihtiyar amca soföre:
-"Yavrum biraz yavas gitsene kaza yapacaksin."
deyince soför heyecanla,
-"Beybaba sen Ford minibüsü bilir
misin?"der.
Ihtiyar adam
Hayir bilmiyorum" deyince soför
" O zaman otur yerinebir daha isime
karisma" der.
Neyse seyahat bu sekilde devam eder.Ileride keskin bir virajdan 120 Km
hizla dönünce uçuruma yuvarlanmaktan sonanda kurtulurlar.Bu arada
minibüsteki yolculardan orta siralarda oturmakta olan orta yasli bir kadin:
-"Soför bey rica ederim yavas git, evde çoluk çocugumuz bekliyor" deyince soför kadina "Abla sen Ford minibüsü bilir misin?" deyince kadin "hayir nereden bileyim" der. Soför bunun üzerine"O zaman sus, bana müdahale etme" der.
Yola devam ederler.Artik minibüs öyle süratli gitmektedir ki herkesin yüregi agzinda soförün insafa gelmesini bekler. Soförün saginda oturan
adam dayanamayip:
-"Soför Bey, yavas gitsene canina mi susadin" deyince soför:
-"Abi sen Ford minibüsü bilir misin?" deyince,
adam:
-"Evet ulan biliyorum ne olacak! der.
Bunun üzerine soför heyecan içerisinde:
-"Iyi o zaman çabuk söyle bunun freni nerede ???

 
 Ekleyen : efsane giyim - (süleyman Altunbaş) Türü : Fıkra Tarih : 06.05.2006
 
 memleket
  Petrol seyhinin biri, universitede okumasi için oglunu Istanbul'a gönderir.
Çocuk ilk devreyi basariyla bitirdikten sonra notlar degismeye ve çocuk
hafiften serserilesmeye başlar. Isin kotusu, memleketten çocuga gönderilen
avuc dolusu paralar da artik yetmemektedir! Seyhimiz oglunu kontrol etmek
icin adamlarindan birini Istanbul'a gonderir.
Adam Istanbul'a gelince bir de ne ögrenir! Seyhin okusun diye gonderdigi
ogul okulu birakmis, kendini kariya kiza vurmustur! Neyse, cocuk Bogaz
kenarinda salas bir meyhanede bulunur:
"Ya seydi, bu ne kepazeliktir! Baban seni merak eder! Kalk gidiyoruz
Arabistan'a!"
Çocuk "Ayva seydi" der, "Ama once bir otur da su manzaraya bir bak..."
seyhin adami"Bunda ne kötülük olabilir ki" diye düsünür ve masaya oturur.
Sandalcilar çaparilerini sallamakta, arkadaki tepelerin ardinda batan
kipkirmizi gunes, Bogaz'i kirmizinin tonlarina boyamaktadir. Manzarayi
seyrederken, garsonun getirdigi kavundan bir tane agzina atar. Ardindan
peynirin de tadina bakilir. Eh esek degiliz ya, bu aslan sutu denen meredin
de bir tadina bakalim derken orada ipler kopar!
Seyhin oglu ve Bogaz tarafindan ayartilan adam, yorgun ve aksamdan kalma
oldugu anlasilan bir sesle, 15 gun sonra, efendisini arar:
"Ya seydi, veled mazbut velakin memleket puşt!"
 
 Ekleyen : AKSAKAL - (salih aksakal) Türü : Fıkra Tarih : 04.05.2006
 
 :D
  >> > >>>Sevgili eşime,
>> > >>>
>> > >>>7 senelik evliliğimizde sana iyi bir eş olmaya
çalıştım ve
>>zannedersem de
>> > >>>oldum, ama hiçbir zaman senden bunun karşılığını
görmedim.
>> > >>>
>> > >>>Hele şu son iki hafta benim için bir cehennemden
farksızdı. Bugün Patronun beni arayıp senin bugün işten ayrıldığını
söylediğinde bu
>>artık
>> > >>>bardağı taşıran son damla olmuştu.
>> > >>>
>> > >>>geçen hafta eve geldiğinde, ne saçlarımdaki
değişikliğin ne de senin
>>en
>> > >>>sevdiğin yemeği pişirdiğimin farkına bile
varmadın, hatta senin için
>> >
>> >>>kendime yeni aldığım geceliği bile giydiğimi
farketmedin.
>> > >>>
>> > >>>Ama sen ne yaptın? eve geldin, iki dakika içinde
yemeği mideye
>>indirdin,
>> > >>>televizyonda maç seyrettin ve gidip yattın.
>> > >>>
>> > >>>Artık ne bana beni sevdiğini söylüyorsun ne de
bana dokunuyorsun,
>>hiç ama
>> > >>>hiçbir şey yapmıyorsun. Sen ya
>> > >>>beni aldatıyorsun ya da beni artık eskisi gibi
sevmiyorsun.
>> > >>>
>> > >>>işte bu yüzden artık seni TERKEDİYORUM.
>> > >>>
>> > >>>NOT:
>> > >>>
>> > >>>Lütfen beni aramaya kalkma, ERKEK KARDEŞİNLE
beraberim ve sana
>>hayatında
>> > >>>
>> > >>>mutluluklar dilerim.!!!!
>> > >>>
>> > >>>___________________________________
>> >
>> >>>
>> > >>>Sevgili eski Karıma,
>> > >>>
>> > >>>inan yazdığın bu mektuptan başka, hiç ama hiçbir
şey beni bu kadar sevindirmezdi.
>> > >>>
>> > >>>Evet doğru, 7 Yıldır evliydik, ama iyi bir eş
olmak dışında, bana
>>her
>> > >>>şeyi yaptın.
>> > >>>
>> > >>>Tamam çok fazla Spor programları seyrediyordum,
çünkü senin
>>dırdırlarını
>> > >>>ancak bu şekilde biraz olsun duymamazlıktan
geliyordum, ama bu bile
>>fayda
>> > >>>etmiyordu.
>> > >>>
>> > >>>Tabiki geçen hafta saçlarını neredeyse tamamen
kestirip tam bir
>>erkeğe
>> > >>>benzediğinin farkına varmıştım! tam "aynı Erkeğe
benzemişsin
>>diyecektim
>> > >>>ki,aklıma annemin bir sözü geldi;
>> > >>>
>> > >>>"EĞER AĞZINI GÜZEL BİR
>>SÖZ SÖYLEMEK İÇİN
>> > >>>AÇMIYACAKSAN, HİÇ AÇMA"
>> > >>>
>> > >>>"senin en sevdiğin yemeği yaptım" derken galiba
sen beni Kardeşimle karıştırmıştın, çünkü o yaptığın yemek benim hiç
sevmediğim bir
>>yemekti!!
>> > >>>
>> > >>>Ben yatmaya giderken üzerinde yeni ve çok seksi
bir gecelik vardı tamam,ama üzerinde hala Etiketi duruyordu, ve inşallah
bu bir
>>tesadüftür
>> > >>>ama,geceliğin
>> > >>>fiyatı 49.99'du ve o gün kardeşim benden tam 50£
borç almıstı????
>> > >>>
>> > >>>Ama biliyormusun bütün bunlara rağmen ben seni
hep sevmiştim, ve
>>herşeyin
>> > >>>birgün güzel olucağını, değişiceğini ve mutlu
olucağımızı umuyordum.
>> > >>>
>> > >>>İşten ayrılmamın sebebine gelince, o gün
Lotto'da tam 10 Milyon
>>Euro
>> > >>>kazandığımı öğrenmiştim, hemen Patrona çıkıp
istifamı verdim ve
>>ikimiz
>> > >>>için Jamayka'ya iki bilet aldım, ama eve
geldiğimde sen bir mektup bırakıp gitmiştin.
>> > >>>
>> > >>>Belki de bu olayların böyle gelişmesinin bir
sebebi vardı ve böyle
>>olması
>> > >>>gerekiyordu.
>> > >>>
>> > >>>Dilerim
>> > >>>seçtiğin ve her zaman hayalını kurduğun bu
hayatta mutlu olursun.
>> > >>>
>> > >>>Avukatımın dediğine göre "bıraktığın bu
mektuptan sonra, benden hiç
>>bir
>> > >>>Nafaka talep etmeye hakkın yokmuş!!! nerdeysen
orda kal!!!
>> > >>>
>> > >>>NOT: Bu seni ne kadar ilgilendirir bilmiyorum
ama, adı Carl olan
>>kardeşim
>> > >>>bir zamanlar Carla idi...
>> > >>>
>> >
>> >>>İmza:
>> > >>>
>> > >>>O şimdi çok zengin ve KUŞLAR KADAR HÜR!
>>
>>
>> > >>> :-))


 
 Ekleyen : fulden - (fulden boran) Türü : Fıkra Tarih : 23.04.2006
 
 "yılın fıkrası"
 
>> > Bir Amerikali, bir Ingiliz ve bir Irakli
>>
>> >
>> >>kahvede oturmus cay iciyorlar.
>>
>> > Amerikali cayini bitirince bardagi
>>
>>
>> >> > havaya firlatmis, silahini çikarip
>>
>> > bardaga ates edip
>>
>>
>> >>parcalamis:
>>
>> > "Bizde bardaklar o kadar ucuzdur ki
>>
>> > biz Amerika'da
>>
>>
>> >>ayni bardakla iki
>>
>> > kere cay icmeyiz"
>>
>> > Ingiliz de bunun üzerine
>> >>cayini bitirip
>>
>> > bardagi havaya firlatmis ve ates > ederek bardagi
>>
>>parçalamis:
>>
>>- "Bizim Ingiliz kumsallarinda bardak
>>
>> > yapacak cam
>> >>icin o kadar cok
>>
>> > kumsal vardir ki, ayni bardakla iki kere cay
>>
>> >
>> >>içmeyiz"
>>
>> > Bunun uzerine Irakli da çayini bitirmis,
>>
>> > bardagi
>> >havaya firlatmis,
>> >> > silahini çekip Amerikali ve Ingilizi
>>
>> > vurup oldürmüs
>>
>> >
>> >>-"Bagdat'ta bu Ingiliz ve Amerikalilardan o kadar
>>
>>cok var ki, biz
>>
>>
>> >>ayni adamlarla oturup iki kere
>>
>>
>> >cay icmeyiz..."
 
 Ekleyen : fulden - (fulden boran) Türü : Fıkra Tarih : 23.04.2006
 
 dostluk
  Can Dündar -
Bir Dost Saate bakmasızın kapısını çalabileceği bir dostu
olmalı insanın......"Nereden çıktı bu vakitte"
dememeli,gece yarısı yataktan
fırladığında;Gözünün dilini
bilmeli,dinlemeli,sormadan söylemeden
anlamalı....Arka bahçede varlığını
sezdirmeden,mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç
gibi,köklenmeli hayatında;
Sen her daim onun orada olduğunu
hissetmelisin.İtiyaç duyduğunda gidip müşfik
gövdesine yaslanabilmeli,kovuklarında
saklanabilmelisin.Kucaklamalı seni güvenli
kollarıyla.Dalları bitkin başına omuz,yaprakları
kanayan ruhuna melhem olmalı....En mahrem
sırlarını verebilmeli,en derin yaralarını açıp
gösterebilmelisin;Gölgesinde serinlemelisin
sorgusuz sualsiz.Onca dalkavuk arasında bir tek
o,Sözünü eğip bükmeden söylemeli,yanlış
anlaşılmayacağını bilmeli,alkışlandığında değil
sadece;Asıl yuhalındığında yanında durup koluna
girebilmeli.....Övmeli alem içinde,baş başayken
sövmeli ve sen,öyle güvenmelisinki ona övdüğünde
de sövddüğünde de bunun iyilikten olduğunu
bilmelisin:Teklifsiz kefili olmalı
hatalarının;günahlarının yegane sahibi.Seni
senden iyi bilen,sana senden çok güvenen bir
sırdaş,göz bebekleri bulutlandığında fırtınayı
sezebilmelisin.Ve sen ağladığında onun
gözlerinden gelmeli yaş....Yıllarca aynı ip
üzerinde çalışmış,iki trapezci gibi kenetlenmeli
elleri.....Parkurun bütün zorluklarına rağmen
DOST"luğumuzu koruyabildik,acıları birlikte
göğüsledik ya;Yenildik sayılmayız
diyebilmeli.....Issızlığın yalnızlığın en
koyulaştığı an da,küçük bir kağıda yazdığımız
kısa ama ümit var bir yazıyı yüreğe benzer bir
taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri
atabilmeliyiz.Bunuda aşacağız. bir DOST...
 
 Ekleyen : lebo - (levent erol) Türü : Menkıbe Tarih : 20.04.2006
 
 DERVIS NASIHATLARI
 

Emanete ihanet etmeyin..
Halinizden sikayet etmeyin..
Büyügünüze emretmeyin..
Bos seylerde israr etmeyin..
Cahillerle sohbet etmeyin..
Nefesinizi bosa tüketmeyin..
Insanlari bekletmeyin..
Etrafinizi kirletmeyin.
Hayatinizi mahvetmeyin..
Kimseye minnet etmeyin.
Insanlari yüzüne karsi methetmeyin..
Kimseye küfretmeyin..
Kötülüge meyil etmeyin..
Malinizi bosa sarf etmeyin..
Sirrinizi açik etmeyin..
Her seyi merak etmeyin..
Suçunuzu inkar etmeyin..
Serefinizi kaybetmeyin..
Vataninizi terk etmeyin..
Iyilige niyet edin..
Büyüklere hürmet edin..
Sikintiya sabredin..
Aza kanaat edin..
Sözünüzde sebat edin..
Bildiginizle amel edin..
Hatanizi kabul edin..
Yaramaz ise def edin..
Varken tasarruf edin..
Alimlerle sohbet edin..
Nefsinizle inat edin..
Sofraniza davet edin..
Zararlisa men edin..
Seviyorsaniz ifade edin..
Kalpleri fethedin..
Misafire ikram edin..
Muhtaca yardim edin..
Bilseniz de istisare edin..
Tehlikeye dikkat edin..
Hakki teslim edin..
Unutacaksaniz kaydedin..
Esirgemeyin lütfedin..
Gariplere merhamet edin..
Kazanmaya gayret edin..
Çalisani takdir edin..
Basariyi tebrik edin..
Mazereti kabul edin..
Her an tevekkül edin..
Hastalari ziyaret edin..
Çocugunuzu terbiye edin..
Güvenseniz de kontrol edin..
Inanmayana ispat edin..
Fakirleri gözetin..
Hayir için sarf edin..
Ve herkese tebessüm edin..
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 20.04.2006
 
 FIKRALARDAN PAY CIKARMAK
 

Ibrahim Peygamber'i yakmak için müthis bir ates yigini hazirlayip içine
atmislar.

O sirada gökte, agzinda küçücük bir kuru dal olan minik bir kus
belirmis ve
peygamberin üzerinden geçerken kuru dali atese birakmis.

Ibrahim Peygamber kusa seslenmis: "O minicik çöpü atmissin, bu
koskocaman
ates için ne fark eder ki?" Kus, "Olsun, düsman oldugumuz belli olsun"
demis.

Az sonra minicik gagasinda bir damla su ile bir baska kus belirmis ve o
da
suyu atesin üzerine birakmis.

Ibrahim Peygamber ona da sormus: "Bir damlacik suyu biraktin, ama bu
kocaman ates için ne fark eder ki?"

Kus cevap vermis: "Olsun, dost oldugumuz belli olsun."


 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 16.04.2006
 
 KARINCA
 

Inanc, adalet ve hak uzerine kisa ve guzel bir yazi..


Kanuni sultan Süleyman han hazretleri döneminde kendisi sarayin bahçesinde
gezerken bir agacin digerlerinden farkli olarak solmus oldugunu farkeder.
Yanina vardiginda agaci karincalarin sardigini farkeder.
Hiddetle agaci ilaçlatmak üzere avluya yönelir, lakin birden aklina su soru
takilir:
- Karincalari ilaçlatip öldürmek caiz mi ola ki?
Hemen seyh ül-islama varir, fakat kendisini yerinde bulamaz ve
talebelerinden biriyle konusur:
- Nerede seyh efendi?
- Efendimiz çarsiya kadar indi devletlim.
- Bana bir kagit ve mürekkep getir.
- Emredersiniz devletlim.

Ve padisah seyh ül islama su tarihi dizeleri yazar:
"Agaci sarinca karinca,
Caizmidir karincayi kirinca?

Seyh ül islam yerine dönünce yardimcisi durumu anlatir ve rahledeki kagidi
gösterir.
Ve seyh ül islam da kanuni sultan Süleyman hanin dizelerinin altina o
tarihi cevabi yazar ve ölümsüz bir dörtlük haline gelir:
"Yarin Hakk'in huzuruna varinca,
Süleymandan hakin alir karinca"...

(Bir millet tesadüfen 600 yil yeryüzünde ayni bayrakla barinamaz, inanc, adalet ve Hak bir olmayinca.
 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 15.04.2006
 
 BIR FAZILET ORNEGI
 




Müslümanlar Mekkeden Medineye göçünce
Ensar muhacirine kollarını açınca
Yüce Allah Kur'anda onları metheyledi
Çömert olduklarını Kelamında söyledi
Resulullah emretti dinde kardeş oldular
Bütün muhacirleri evlerine aldılar
Kimi açıkta kaldı yoktu gidecek yeri
Onlara kucak açtı Allahın peygamberi
Mescidinin yanında bir bina eylemişti
Onlara sizler burda kalınız söylemişti
Ashabıssofa dendi burada kalanlara
Yüce peygamber ile halk bakardı onlara
Bir gün Ebuhureyre çok fena açıkmıştı
Çok utana utana Peygambere çıkmıştı
Der ki ya Resulellah açlıktan ölüyorum
Hiç dermanım kalmadı düşüp bayılıyorum
Resulullah buyurdu git benim evimde ye
Hemen bir sevinç geldi o Ebuhureyre ye
Hureyre gitti fakat Resulun yoktu aşı
Bunu gördükten sonra gözünden aktı yaşı
Gerisin geri geldi bulamadım söyledi
Ya Resulellah açım tekrar rica eyledi
Resulullah buyurdu bunu kim doyuracak
Kim doyurursa bunu çok sevap kazanacak
Ebutalha söyledi gelsin ben doyururum
Ben onu doyurmaya evde bir şey bulurum
Hemen evine varır söyler ki karısına
Ortak olurmusun der Allahın rızasına
Peygamberimiz bize bir misafir gönderdi
Açlıktan yıkılıyor bunu doyurun dedi
Karısı der ki beyim yoktur fazla aşımız
Korkarım bu sayede derte girdi başımız
Yanlızca çocukların biraz yemeği vardır
Talha der tamam,yeter,sen çocukları yattır
Sofra kurulduğunda lambayı söndürürüz
Biz de yer gibi eder adamı kandırırız
Böylece Ebutalha misafiri doyurdu
Sabah olunca ona Resulullah buyurdu
Ey Ebu-Talha senin Allah güldü işine
Çok büyük sevap yazdı hem sana hem eşine
Örnek davranış oldu senin bu hareketin
Allah için verirsen eksilmez bereketin


 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 12.04.2006
 
 Bilge Deve
  Anne ve yavru deve tembel tembel yemeklerini yerken birden yavru anneye donmus ve :
- Sana bir sey sorabilir miyim, anne?
- Elbette yavrum sor.
- Anne, bizim niye horgucumuz var?
Anne gururla:
- Bu horguclerde biz su biriktiririz yavrum ve bu sayede colde herhangi birisinden cok daha uzun sure susuz dayanabiliriz.

- Peki Anne, bizim bacaklarimiz niye bu kadar uzun ve ayaklarimiz
yuvarlak?
- Evladim der anne deve biraz daha gururlanarak
- Bu sayede biz colun kumlarinda herkesten daha rahat ve daha hizli
hareket edebiliriz.
- Bunu da anladim, peki, kirpiklerimiz niye boyle uzun, bazen gorusumu bile bozuyorlar.
- Hayatim onlar gozlerimizi colun kumlarindan korur, gozumuze kum
kacmaz....
- Anladim, horguclerimiz colde daha uzun dayanabilmemiz icin su depolar, Bacaklarimiz uzun ve boylece colde daha hizli ve rahat hareket edebiliriz, kirpiklerimiz gozlerimizi colun kumlarindan korur...

Anlayamadigim sey o zaman bu allahin cezasi hayvanat bahcesinde ne isimiz var?

Hikayenin ana fikri: Becerileriniz, yetenekleriniz, ozellikleriniz ve
tecrubeleriniz sadece dogru yerdeyseniz isinize yarar. (su anda neredesiniz???)
isini sev ama asla isyerine baglanma.
Zira, isyerinin sana ne kadar bagli kalacagini bilemezsin:)))
 
 Ekleyen : Veliogluhk - (Hasan Kamil VELIOGLU) Türü : Menkıbe Tarih : 07.04.2006
 
 Cim Bom Bom
  Günün birinde berber Fikret Usta'nın kapısı acılır...içeri giren muşteri
Yıldırım Demirören' dir.
Fikret Usta bir cırpıda saç-sakal tırasını bitiriverir ve ücreti ödemek isteyen Yıldırım'a da "Aaaa, olur mu? Siz koskoca Beşiktaş Klübü başkanısınız...Sizden para almam söz konusu olamaz... Dükkanımı şereflendirmeniz yeter bana..." der.

Fikret Usta ertesi sabah dükkanını açmaya geldiğinde, kapının önünde koca bir paket ve pakete iliştirilmiş bir zarf bulur... Pakette 15 adet siyah-beyaz forma, zarfta ise 15 adet 100 dolarlık banknot vardır...Mutlu mutlu kafasını iki yana sallar ve ekler:
Ne gereği vardı?
Aradan birkaç gün geçer, dükkanın kapısı açılır.. içeri giren AZİZ YILDIRIM'dır...Fikret Usta bir cırpıda saç-sakal tırasını bitiriverir ve ücreti ödemek isteyen AZİZ YILDIRIM a "Aaaa, olur mu?
Siz Fenerbahçe başkanısınız... Sizden para almam söz konusu olamaz...Dükkanımı şereflendirmeniz yeter bana..." der.

Fikret Usta ertesi sabah dükkanını açmaya geldiğinde, kapınınönünde küçük bir paket ve pakete iliştirilmiş bir zarf bulur...Pakette 15 adet FB rozeti, zarfta ise 15 adet birer YTL'den toplam 15 YTL vardır... Mutlu mutlu kafasını iki yana sallar ve ekler: Ne gereği vardı?

Aradan birkaç gün daha geçer, dükkana ÖZHAN CANAYDIN gelir.
Fikret Usta bir cırpıda saç-sakal tırasını bitiriverir ve ücreti ödemek
isteyen CANAYDIN'a "Aaaa, olur mu?Siz UEFA şampiyonu olan Galatasaray'ın başkanıydınız... Sizden para almam söz konusu olamaz...Dükkanımı şereflendirmeniz yeter bana..." der.

Fikret Usta ertesi sabah dükkanını açmaya geldiğinde,dükkanın önünde 15 Galatasaray yöneticisi sıra beklemektedir...
 
 Ekleyen : Veliogluhk - (Hasan Kamil VELIOGLU) Türü : Fıkra Tarih : 07.04.2006
 
 İŞ YAŞTA DEĞİL.
  Devrin büyüğü Ömer Bin Abdülaziz (r.a)'huzuruna ihtiyaçlarının karşılanmasını isteyen bir kabilenin önde gelenleri gurup halinde girmişler.
Kendilerine gösterilen yerlere oturduktan sonra içlerinden yaşi genç olan biri gurubun sözcüsü olarak lafa başlamak isteyince
Halife ona burda senden daha büyüklerin dururken senin söze başlaman doğrumu diye sorunca
o gençte
"Efendim eğer bu iş yaşla oluyor idiyse şu an sizin koltuğunuzda oturmaya layık çok insan bulurdunuz."demiş.
 
 Ekleyen : garipOFlu - (Mesut Muhammet VELİOĞLU) Türü : Menkıbe Tarih : 16.03.2006
 
 TEMEL'İN DOKTORU
  BİRGÜN TEMEL DOKTORA GİDER:
-DOKTOR PEY KALBİM AĞRUYİ .DER
-BU İLACI AL BİR AY KULLAN GEL .DER
1 AY SONRA TEMEL DOKTORA GİDER:
-TEMEL VERDİĞİM İLACI KULLANDIN MI?DER
-TOKTOR BEY İLACUN KABAĞINI ACAMADUM Kİ.........DER
 
 Ekleyen : ofli hüso - (hüseyin ersoy) Türü : Fıkra Tarih : 15.03.2006
 
 Bunları Biliyormusunuz?
  Bunları Biliyor Muydunuz
Her şeyi bildiğinizi sanıyorsanız, çok yanılıyorsunuz! Bakın bakalım, acaba listedekilerin kaç tanesini önceden biliyordunuz...
Venüs, saat yönünde dönen tek gezegendir. Sabahları elma, kahveden daha fazla uykunuzu açar.
Evinizdeki toz parçacıklarının büyük çoğunluğu, ölmüş deri dokusudur.
Marilyn Monroe'nun altı adet ayak parmağı vardır.
Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmuyor, sizi gizliyor.
Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek, sizin orada olduğunuzu anlamamalarını sağlıyor.
Hiçbir kağıt parçası 7 defadan fazla katlanamaz.
Uyurken, TV izlerken olduğundan daha fazla kalori harcarsınız.
Meşe ağaçları elli yaşından önce palamut vermez.
Üzerinde barkodu bulunan ilk ürün, Wrigley's marka sakızdı.
Kupa papazı, bıyıksız olan tek papazdır.
İnekler merdiven çıkabilir ama inemezler.
Ördeklerin "vak" sesi yankı yapmaz, nedenini de kimse bilmez.
Boeing 747'nin kanatları, uçakla uçmayı ilk başaran Wright Kardeşlerin uçtuğu mesafeden daha uzundur.
Amerikan Havayolları, 1987 yılında first-class'da sunulan salatalardan bir adet zeytin eksiltmek suretiyle, 40.000 USD kar etmiştir. Dünyada 2000'e yakın halk ve 3000'e yakın dil vardır. Tarih boyu yapılmış savaşların en uzunu, İngiltere ile Fransa arasında olmuştur. Bu savaş 115 sene(1338-1453) sürmüştür
Yeryüzünün en sıcak yeri, Afrika'da El-Ezize bölgesidir. (Gölgede 58 derece)
Yeryüzünün en soğuk yeri, Antarktika'da Vostok (Rusya) bölgesidir.(- 88.3 derece)
İnsanın saçında 102 bine yakın, derisinde ise 20 bin yakın kıl olur. kıllar her gün 0.35-0.40 mm uzar.
Gözleri açık tutarak hapşırmak imkansızdır ve ayrıca hapşırdığımız zaman, kalbimiz de dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımız bir an için durur.
Ortalama bir buzdağı 20,000,000 ton gelir.
İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir
Kadınlar erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırparlar.
Ortalama bir insan, yedi dakika içerisinde uykuya dalar.
Sıcak su, soğuk sudan daha ağırdır.
Yetişkin bir insan günde ortalama 23.000 kez nefes alır.
Sarışınların, esmerlere göre daha fazla saçı vardır. İnsan elinde en yavaş uzayan tırnak baş parmakta, en hızlı uzayan tırnak ise orta parmaktadır.
 
 Ekleyen : velioglu - (Ömer Veli) Türü : Menkıbe Tarih : 13.03.2006
 
 Hayat Sizlere Bunları Öğretti mi?
  Kimden: Ömer Veli (velioglu53@hotmail.com)
Gönderilme Tarihi: 13Mart 2006 Pazartesi
Konu: Hayat size bunları öğretti mi?..





Hayat size bunları öğretti mi?..

Jackson Brown JR, "Şu Hayatta Neler Öğrendik Neler" demiş kitabının adına...
Bakın bakalım acaba siz de aynı şeyleri mi öğrendiniz?..
Yaş 17:
Kimsenin sır saklamadığını öğrendim...
Yaş 18:
Ailemin beni sevmesi için daima mükemmel olmam gerekmediğini öğrendim...
Yaş 28:
Uygun giyimin, başarı için yardımcı olacağını öğrendim...
Yaş 29: Çocuksuz çiftlerin çocuğumu nasıl yetiştirmem gerektiğini benden daha iyi bildiklerini(!) öğrendim...
Yaş 33:
Bütün kadınların çiçek yollanmaktan hoşlandıklarını öğrendim...
Yaş 38:
Haklı olan insanlarla tartışmanın ne kadar zor olduğunu öğrendim...
Yaş 39:
Bugün yediğim baklavayı yarın üzerimde kilo olarak göreceğimi öğrendim...
Yaş 44:
Evlilik yıldönümünü unutmanın bir facia olabileceğini öğrendim...
Yaş 45:
Bir insanın en büyük ihtiyacının takdir edilmek olduğunu öğrendim...
Yaş 48:
Evde bir değişiklik yapmaya kalktığımda, her şeyin düşünülenden iki misli daha pahalıya geldiğini ve iki misli daha uzun zaman aldığını öğrendim...
Yaş 49:
Hiçbir erkeğin, bir kadının gözyaşları ile baş edemeyeceğini öğrendim...
Yaş 51:
Sevgi evde öğrenilmemişse, başka yerde öğrenmenin zor olduğunu öğrendim.
Yaş 52: İnsanların uçakta, "Lütfen motorlar duruncaya kadar kalkmayınız" uyarısı hariç, her makul uyarıya uyacaklarını öğrendim... (Reha Muhtar'ın notu: Çünkü yere inene kadar insanlar uçaktan korkuyor ve ne olur ne olmaz diyerek uyarıları dikkate alıyor... Uçak yere inince, artık nasıl olsa bir şey olmaz diyor ve bildiğini okumaya başlıyor.)
Yaş 65:
Biri "para değil ilkelerdir" dediğinde, sorunun genellikle para olduğunu öğrendim...
Yaş 66: "Para her şey değildir" diyenlerin genellikle çok parası olan kimseler olduğunu öğrendim...
Yaş 68:
Seven sadık bir eşin, bir erkeğin en değerli hazinesi olduğunu öğrendim...
Yaş 70: İyi kalpli olmanın mükemmel olmaktan daha önemli olduğunu öğrendim...
Yaş 73: Bir tartışmayı tatlıya bağlamadan yatağa gidilmemesi gerektiğini öğrendim... (Reha Muhtar'ın notu: Burada çok geç kalmışsınız üstat... 73'ten sonra kavganın ardından da yatağa girebilirsiniz... Hiçbir sakıncası yok... :- ))))
Yaş 78:
Sevmek ve sevilmenin dünyadaki en büyük neşe kaynağı olduğunu öğrendim...
(Reha Muhtar'ın notu: Bu neşe kaynağından bihaber hasta ruhların tedavilerinin zor hatta imkansız olduğunu da öğrenmen gerekiyor üstat...)

******************************
Ömer Veli


******************************


 
 Ekleyen : velioglu - (Ömer Veli) Türü : Menkıbe Tarih : 13.03.2006
 
 AHTE VEFA
 
AHDE VEFA


Muminlerin emiri bir gün Hz Ömer
Sohbet ediyorlardı yanında sahabeler

İki adam getirir bir gençi yanlarına
Hem de sıkı sıkıya tutarlar kollarına

Hz Ömer sorar nedir bu telaşınız?
Ne istersiniz gençten bana bir anladınız

Genci sıkı sıkıya tutan adamın biri
Dedi ki dinle artık mu'minlerin emiri

Bu genç bizim bahçeye büyük bir taş savurdu
O taş isabet etti babamızı öldürdü

Böylece istiyoruz babamızın kanını
Kısası tatbik edin o da versin canını

Hz Ömer bu kez delikanlıya sorar
Doğru mu dedikleri yoksa yalancı bunlar?

Genç der, evet doğrudur benim elimden öldü
Fakat anlatacağım dinleyin nasıl oldu

Müsaade buyurun doğruyu anlatayım
Buranın garibiyim üç gün oldu yoldayım

Bu gün buraya vardım yorgun aç ve uykusuz
Bir yağız atım vardı yorgunlluktan huzursuz

Bunların bahcesinin yanına varmıştım ben
Dinlenmek istiyordum atımdan inmiştim ben

Bir çite bağlamıştım atımı ve uyudum
Derken bir ihtiyarın bağırdığını duydum

Bağlı olduğu yerden atım uzanıverdi
Hurmalarından bir dal kırıp koparıverdi

Uykudan uyanmıştım, adam taş atıyordu
Ben ayağa kalkarken bir taş daha savurdu

Son gelen taş iriydi atın başına değdi
Atım orada öldü ecele boyun eğdi

Çok severdim atımı vuruldum can evimden
Aynı taşı savurdum o anda sinirimden

İhtiyar da orada teslim etti ruhunu
Elimde olmayarak öldürmüşüm ben onu

Ömer der, öldürmüşsün kısas lazım geliyor
Bu fermanı ben değil, Yüce kuran veriyor

Delikanlı, hay hay der, çok şükür müslümanım
Başımın üzerinde yeri vardır Kur'anın

Fakat şimdi sizlerden bir ricada bulunsam
Üç gün mühlet verseniz kendi köyüme varsam

Babam ölmüş, bir küçük kız kardeşim var evde
İade etmeliyim onun hakkı var bende

Babamın parasını yanlızca ben bilirim
O talihsiz yetime gider söyler gelirim

Davacılar teklifi kabul etmek istemez
Planla kurtulmak ister, giderse geri gelmez

Hz Ömer onu ilgi ile dinledi
Ey garip yolçu, şayet kefil bulursan dedi,

Müsaade ederim üç günde döneceksin
Unutmamalısın ki kısasla öleceksin

Delikanlı göz atar bütün sahabelere
Sonunda karar kılar hazreti Ebu Zerre

Bana kefil olacak ancak bu olabilir
Bu kadar yük aldında ancak bu kalabilir

Huzurda bulunanlar hayretle bakıyorlar
Hazreti Ebu Zer den bir cevap bekliyorlar

Hazreti Ömer sorar Ne dersin Ya Eba Zer
Sen bu delikanlıya kefil olurmusun der

Elbet kefil olurum gitsin üç günde gelsin
O zavallı yetime emanetini versin

Bilirdi davacılar Ebu Zerrin kadrini
Herkesten duyarlardı onun faziletini

Ashabın eşrafından ol hazreti Ebu Zer
İki davacı kardeş onu kabul ederler

Genç huzurdan ayrılır köye doğru yol alır
Sahabelerin tümü büyük merakta kalır

Aradan üç gün geçti genç hennüz gelmemişti
Davacılarla kefil mahkemeye gelmişti

Bir ara davacılar Ebu Zerre dediler
Seni iyi tanırız hem de severiz derler

Sen çok büyük adamsın Resulullah methetti
Senin faziletini babamız hep söylerdi

Ama sen kefil oldun bilmediğin birine
Biz kana kan isteriz şimdi onun yerine

Hazreti Ömer der ki adalet edeceğim
Vallahi gelmez ise seni öldüreceğim

Ebu Zerri Kifariy korkusu kuşkusu yok
Vallahi gelmez ise size itirazım yok

Sahabelerin hepsi apaçık ağlıyordu
Davacı olanlara yakıp yalvarıyordu

Ne olur babanızın diyetini verelim
Yeter ki evet deyin bire on ödeyelim

Asla kabul etmezler kana kan istiyorlar
Babamızın kanını satamayız diyorlar

Muhlet geçmişti artık Ebu Zer hazırlanır
Abdest almaya kalkar sahabeler sızlanır

Bu esnada uzaktan toz dumana katarak
Bir adam görünür ki yaklaşıyor koşarak

Yaklaştıkca tanırlar delikanlıdır gelen
Kısasa doğru koşan evet hem de beklenen

Gelir ve selam verir herkesden özür diler
Yolumu gözettiniz çok özür dilerim der

İnanın geç kalmayı isteyerek yapmadım
Dayılarımı köye gittiğimde bulmadım

Gidip arayıp buldum yetimi teslim ettim
Paraların yerini yavrucuğa söyledim

Şimdi ise burdayım boynum kıldan incedir
Ahde vefa etmeyen ahirette nicedir

Mecliste bulunanlar herkes hayretle baktı
Onu öldürmek değil anlını öpmek haktı

Genç der ki nedir böyle bana hayret ettiniz
Biraz geç kaldı isem gelmem mi zannettiniz

Ben bilirim muminler ahde vefa ederler
Sonu ölüm olsa da seve seve giderler

Bunu dedikden sonra el kaldırdı semaya
Allaha düa etti başladı yalvarmaya

Der ki ya Rabbi benim şüphem yok imanımdan
Benim kalbimim nuru görülmez mi anlımdan

Bu sözleri duyunca ağlar hazreti Ömer
Hayretler içindedir ve sorar Ya Eba Zer

Tanırmıydın bu gençi veyahut babasını
Bunun kabilesini veya akrabasını

-Ya emirel Muminin hayır tanımıyordum
Tanımadan ben buna nasıl kefil olurdum

Bunun için sordunuz zannımca bu soruyu
Madem merak ettiniz anlatayım doğruyu

Ya Ömer herkes bilir benim kim olduğumu
Peygamberden ne gibi bir rütbe aldığımı

İşte ben bunun için kefil oldum bu gençe
Ona yok diyemezdim bana sen ol deyince

Zira dedittemezdim bunlarda fazilet yok
Mumin faziletlidir bundan başka sebep yok

Hayretler içindedir o mecliste olanlar
Merhamete geldiler davada bulunanlar

Çünkü gençin imanı kalplerini fethetti
Hazreti Ebu Zerri Resulullah methetti

Davacılar dediler o Hazreti Ömere
Hayret ettik bu gençe hayranız Ebu Zerre

Vaz geçtik bu davadan bu genç ki vefakardır
İsteyerek yapmadı engin imanı vardır

Biz böyle müslümanı daima alkışlarız
Ahde vefa edeni takdirle karşılarız


 
 Ekleyen : Kalanas - (Halil Velioglu) Türü : Menkıbe Tarih : 18.01.2006
 
 sınav
  Renkli kişiliği ve düşük not vermesi ile öğrencileri arasında özel bir üne sahip olan felsefe öğretmeni, sınav yapacağı gün öğrencilere, önce kâğıt ve kalemlerini hazırlamalarını söyledi, sonra da sandalyesini kaldırıp masanın üzerine koydu.

Sonra:
"Sınav sorumu soruyorum" dedi. "Bu sandalyenin var olmadığını
kanıtlayınız."

Sıfırcı felsefe öğretmeni, sınav kâğıtlarını okuduktan sonra, bu konudaki ününe gölge düşüreceğini bilmesine rağmen, hayatında ilk kez bir öğrencisine yüz üzerinden yüz vermek zorunda kaldı.

Öğrencinin sınav kâğıdında yalnızca şu iki sözcük yer alıyordu:
- Hangi sandalyenin?
 
 Ekleyen : AKSAKAL - (salih aksakal) Türü : Fıkra Tarih : 17.02.2006
 
 kontak lens
  Adam, korkunc bir kazada kulaklarinin ikisini birden
> >>>kaybetmistir.
> >>>Bu alisilmadik durum onu oldukca hassas ve alingan bir kisi
> >>>yapmistir.
> >>>Kaza sonucu sigorta sirketinden aldigi rekor tazminat acisini
> >>>oldukca hafifletmis ve ona her zaman hayalini kurdugu isini
> >>>kurma olanagi vermistir.
> >>>Gider, ve gelismekte olan kucuk bir bilgisayar sirketini
> >>>satin alir. Ancak hic yoneticilik deney imi olmadigini
> >>>gorur ve
> >>>birini ise almaya karar verir.
> >>>Uc tane aday secer ve her biriyle tek tek gorusur.
> >>>Ilk aday oldukca iyidir ve adam onu sevmeye baslar.
> >>>Derken adaya sorar,
> >>>"Bende alisilmadik birsey goruyormusun?"
> >>>Adam yanitlar, "Eger onu kastediyorsaniz, kulaklariniz
> >>>yok."
> >>>Adam uzulmustur, derhal adayi odadan kovar.
> >>>Ikinci aday, birinciden de iyidir. Konusmanin devaminda adam
> >>>ayni soruyu ona da sorar, "Bende alisilmadik bir durum
>goruyormusun?" Aday, "Evet" der,"Kulaklariniz yok!"
> >>>Adam uzgun ve kizgin,onu da disari atar.
> >>>Derken sira ucuncu adaya gelir. Ucuncü bizim Temel...
> >>>Tumunden de iyidir. Butun sorulara mukemmel yanitlar verir.
> >>>Adam heyecanla sorar, "Bende, alisilmadik bir durum goruyor
> >>>musun?" Temel, "Evet, kontakt lens kullaniyorsunuz." der.
> >>>Adam iyice heyecanlanmistir," Cok iyi! bu senin zeki biri
> >>>oldugunu gosterir, nasil anladin?".
> >>>"Ula çok basit" der Temel...
> >>>"Kulaklarin olsaydi gözlük takardin!"
 
 Ekleyen : AKSAKAL - (salih aksakal) Türü : Fıkra Tarih : 17.02.2006
 
 fıkralar
  Doktor hastasını telefonla arar ve hastasına bir kötü birde çok kötü haberi olduğunu söyler. Daha sonrada ilk önce hangisini söylememi istersiniz diye sorar. Hasta ilk önce kötü haberi duymak istediğini söyler. Doktor hastaya "Tahlillerinizi aldım ve ne yazık ki 24 saat ömrünüz kaldı." der. Hasta yıkılmıştır. Doktora sorar "Daha kötü haber ne olabilir ki ?" Doktor "Dünden beri sizi arıyorum ama telefonunuzu daha yeni düşürebildim."
 
 Ekleyen : ciddiyim_19 - (cemil velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 06.02.2006
 
 fıkralar
  Adamın biri çok kuvvetli öksürüyormuş, doktora gitmiş derdini anlatmış. Doktorda adama yanlışlıkla öksürük ilacı yerine müshil ilacı vermiş ve demiş ki:bir hafta boyunca yemeklerden sonra iç ve yanıma gel. Adam bir hafta sonra gelince doktor: Öksürüğün nasıl oldu deyince, adamda: Cesaret edipte öksüremiyorum ki,demiş.
 
 Ekleyen : ciddiyim_19 - (cemil velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 06.02.2006
 
 fıkralar
  Nasreddin hocanın iki karısı varmış biri diğerinden daha genç ve güzelmiş. Tekneyle gezintiye çıkmışlar karıları hoca demiş biz göle düşsek önce hangimizi kurtarırdın?
-Hoca yaşlı karısına dönmüş “ Hanım sen biraz yüzme biliyordun değil mi? “ demiş.
 
 Ekleyen : ciddiyim_19 - (cemil velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 06.02.2006
 
 güzel fıkralar
  Temel ormanda ağaç kesiyormuş, o sırada çevreciler de ormanda yürüyüşe çıkmışlar, Temel'i bu vaziyette görünce bir güzel pataklamışlar... Temel üstü başı perişan halde köye dönerken Dursun a rastlamış, Dursun;
-Ula Temel bu ne hal böyle? diye sormuş, Temel de anlatmış;
- Ormanda ağaç keseydum, birden kalabaluk pir grup Doğan'ın yengesini bozmişum diye dövdü peni, halbuki ne Doğan'ı taniyruuum, ne de yengesuni..
 
 Ekleyen : ciddiyim_19 - (cemil velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 06.02.2006
 
 güzel fıkralar
  Adam iş hanındaki çaycıya sorar."Bir günde kaç demlik satıyorsun ?" Çaycı "Aşağı yukarı on demlik satarım." Onbeş demlik satmak istermisin ? Çaycı " Tabi " Öyleyse bardakları tam doldur  
 Ekleyen : ciddiyim_19 - (cemil velioglu) Türü : Fıkra Tarih : 06.02.2006
 
 BİR HİKAYE
  Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını, halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş. Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasına gitmiş. Usta ressam üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış. Usta yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış.. Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam şöyle demiş: "İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma."
 
 Ekleyen : cooskun - (coşkun velioğlu) Türü : Menkıbe Tarih : 06.02.2006
 
 GÜNÜN SÖZÜ
  Her kim gün boyunca
bir arı kadar aktif,
bir boğa kadar güçlü,
bir at kadar çalışkan olduğu halde,
akşam olunca, bir köpek kadar bitkin ise bir veterinere görünmelidir.
Çünkü, bir eşşek olması, kuvvetle muhtemeldir!"
 
 Ekleyen : cooskun - (coşkun velioğlu) Türü : Fıkra Tarih : 06.02.2006
 
 MTV
  MTV çalışanları,MTV'nin izlenme oranını belirlemek için,vatandaşlara MTV'yi izleyip izlemediklerini sorarak bir araştırma yapıyorlarmış. Bir çingeneye sormuşlar; "MTV izliyor musunuz?" diye; çingene cevap vermiş. "İzlemez miyim, izlerim em TV izlerim, em radyo dinlerim......:))))))


 
 Ekleyen : cooskun - (coşkun velioğlu) Türü : Fıkra Tarih : 06.02.2006